| |
 |
|
SAYI #1
Disco 2004'un isini zamana ve sansa birakmayip bastan koktugu,
"bekle ve gor" surecine tahsis edilen Ocak ayinin kronolojik sisteme gonderdigi alisageldik hata mesajlari akabinde tekrar bu tuyler urpertici boyutlara sahip bosluktayiz..
Genis bir spektrumda salinarak surplase olan ve ortaya cikan tuhaf urunun de ruhuna tecavuz eden degisken modlarin yansimalariyla; yer yer farkli koordinatlardaki
kriz masasindan, yer yer de sanal cennetimizden sizlere baglaniyoruz.
Bu sekilde tum kokusmuslugu bastirarak "tutarli tutarsizlik" sektorune olan zorunlu hizmetimize de kalmadigimiz yerden devam ediyoruz.
Lafi fazla uzatmadan sizi, yani mecburi hizmetimizin fuck-ru zaruri magdurlarini,
bir baska tuyler urpertici boyutlara sahip atik yiginimizla basbasa birakirken hepinize sevgi ve saygilarimizi sunuyor,
isteksiz olanlarinizi gozlerinden, istekli olanlarinizi yanaklarindan, daha istekli olanlarinizi dudaklarindan opuyoruz.
Ayrica bu yilin sizi hic eskitmemesini diliyoruz.
Yogun sahsi trafikleri nedeniyle aramizda olamayan arkadaslarimizi da burdan en icten kufurlerimizle aniyoruz.
Teoride kesin, pratikte karanlik bir sonraki bulusma zamanimiza dek kendinize kotu bakin.
|
|
1. sayinin konu ve konuk listesi:
The Streets
||
Marlboro Blend No:27
||
Pixies
||
70’s Baby, Early 80’s Child
||
Vincent Gallo
||
Kelis
||
Liste: 90 Sonrasi Turkce Sozlu Pop Muzik
||
Hictchcock’tan Sinema Dersleri
||
Vanilla Sky
||
Manic Street Preachers
||
Ian Brown
||
Hayatimizi Kaydiran Filmler
|
|
| The Streets'i dinliyorum antenlerim kapali ... |
| |
Belli bolumlerine lokal anestezi uygulandiginda her biri muzik dunyasinda izdusurulebilecek, fakat butun itibariyle narkozlu ameliyata alindiginda yeterince ozel ve orjinal buldugum, haliyle buraya zor kullanarak getirttigimiz, bir kisminizin bildiginden emin oldugumuz konuk gurubumuz: Londra sokaklarindan "The Streets" ve yaklasik 2002'nin ilk ceyreginde cikarmis olduklari debut ve tek albumleri "Original Pirate Material"… (tabii aylakligimiz yuzunden size bu yazi ulasana kadar yeni bir album cikarmazlarsa… demisim ki tam, alinan bilgiler isiginda yeni album kayitlari neredeyse tamamlanmis..)
Boyle iddiali girizgahlarin olgunluk surecindeki musiki mutesebbisler icin pek hayirli olmadigini biliyorum. Tabii ki The Streets'le baska gruplar uzerinden analojiler kurmak mumkun.. Soz konusu artik cok uzun bir tarihe sahip, viyana kapilarina dayanmis MUZIK oldugunda bundan daha mumkunu var midir? Ama The Streets insafi fazlasiyla hakediyor, hatta bu konuda size aktif direniyor. Dolayisiya bir parcasini dinleyip "1000 Clowns a yakin", veya cok kisa bir kesitine denk gelip "Aaa, Day One'in Bedroom Dancing'i gibi" deyip siyrilmaniza izin verecek, ya da sizi bu saptama/saplama zafer sarhosluguna gark edecek gibi gozukmuyor. Bu konudaki kararliliklarini EP olarak da yayinladiklari "Let's push things forward" in nakaratinda;
"You say that everything sounds the same
Then you go buy them
There's no excuses my friend
Let's push things forward" diyerek ayrica ayakiciyle disavuruyorlar.
Aslinda buraya kadar cogul kullandigimiz The Streets, Birmingham orijinli Mike Skinner adli genc sahsiyetin bizzat sahsen kendi sahsi. Ama yer yer mahalle arkadaslari da eslik ediyor. Agir Ingiliz aksaniyla ruzgari arkasina alan bu zat-i peygamber, fonda turlu deneysel sound- funky beat, breakbeat, rave, whacka-whacka gitar efektleri, pop electronica,
acid-jazz, jungle, dub- uzerine aruz olcusuyle guzelliyor/ kocakliyor, once HIPletip sonra HOPlatiyor ve UK Garage(garridge) Scene'e scene katiyor..
Vokal kaldirildiginda da ortaya sayisini hesaplayabilmek icin gauss yontemine basvurulabilecek ardisik vurus teknigine sahip hizli, enerjik, ritmik ve sistematik bir dans muzigi cikiyor "party-hearty era" icin. Bu anlamda kareoke sistemiyle ayristirma islemini akil edip mekani costurmak isteyecek "club/lounge" sahiplerine de goz kirpiyor.
Ama su da gercek ki, Skinner hazretlerinin vokali The Streets istirakinin 90% ina tecavuz etmekte. Sozlerin icerigi itibariyle zekanin keskin kivrimlarinda fink atan nuktedanlik, oykulerdeki manidarlik, sokak muhasebelerindeki defterdarlik, anlatidaki hoyratlik, Londra arka sokaklarinda ve ozellikle suc orani yuksek dogu bolgesindeki itlik/pislikleri ve "GEEZER"larin hayatini insani sarsan kivrak ironiyle bulusturma,
sokak trajedilerini mizaha donusturme ustaligiyla sizde sukran belgesi olarak 2 rekat namaz kilma, 2 raket de servis atma arzusu uyandirabilir.
The Streets'in Original Pirate Material albumunde ve kendisinde, bahsettigimiz ve neredeyse grubun/Skinner'in tum benligine yaftaladigimiz nuktedanligin/firlamaligin yani sira yer yer hazan,
hayal kirikliklari (gonul hadiseleri dahil), bozgunlar, dibe vurmusluk, camura demir atmislik, umutsuzluk da islenmekte. Ama yine kendine has bir tarz, ton ve enerjide… Buruk fakat asla caresiz yahut yardim istercesine degil. Bilakis kaniksamis ve basi her zaman dik...
The Streets'in kullanim kilavuzunda yuksek performans icin on kosul dersi olarak Guy Ritchie'nin 112 No'lu anfide hazirlayip sundugu "Snatch" i almanin icap edebilecegi yaziyor. Dersin onsozunde "mucevher calmaca, kemik kirmaca, kafa patlatmaca" yazar bilenlerin bilecegi uzere. Zira sanirsiniz ki arkadaki deli sacmasi, serseri mayin ritmlerin uzerine Turkish veya Tommy the Gun konusuyor. Tabii siz de Snatch'deki New York'lu isadami/mucevher avcisinin Ada'da yasadigi linguistic soka benzer sekilde "This country spawned the language, and nobody seems to speak it" diyebilirsiniz.
Bonus Lyrics ya da Bonus Thanks konusuna degdirmeden gecmek olmaz. Evet yanlis duymadiniz, Bonus Track degil. Original Pirate Material albumunun 12 nolu parcasi "Weak Becomes Heroes" un sonlarina dogru, album ve internet eksenli hicbir lyric kaynaginda yer almayan (ya da ben rastlamadim) sozlu tesekkurler yer almakta (ya da ben rastladim). Paul Oakenfold'u, Danny Rampling'i duydum, gerisini size birakiyorum.
/// Ozur dileyerek araya girmek durumundayim. Tabii ki yine bu metin size ulasan kadar gecen bilmem kac zamanda,
lyric sitelerinden daha once baktigim (su cok endustriyel, yigin halinde onune geleni koyan, adami pop-up manyagi yapanlardan degil de, sanki biraz daha gonul verdiklerine yer veren) biri bunu farketmis olacak ki, bahsettigimiz Bonus Lyricsi arada eklemis.
Yani su an en az 1 kaynak var.. Fakat rastgele baktigim diger 10-15 site hala uyuyor. O bolumu de yapistiralim bu kadar dillendirmisken:
Out of respect to Johnnie Walker, Paul Oakenfold,Nikki Hollaway, Danni Rampling
And all the people who gave us these times
And to the government I stick my middle finger up
With regards to the criminal justice bill
For all the heros an' that along the way ///
Son olarak, fakat emsali itibariyle asla son bulmayarak; The Streets, dunyada varolan/olmayan herhangi bir muzik turunun ulke bazinda en iyi hangi cografyada yapildiginin ve yapilacaginin birinci elden sozcusu ve dogrulayicisi olarak yanlis yerlere dogru mesajlari iletmekte. Birileri buna uzulecektir, ama there's no excuses my friend; LET'S->PUSH->THINGS->FORWARD->>>
|
| |
| "Local EastEnder" |
 |
|
|
| 70's Baby, Early 80's Child |
| |
Yeterince eskiden, otobuslerin arka kapisindan hemen once biletci bir amca otururdu ki bu amca, Pazar aksamlari orta-direk ailelerin evlerini saran utu ve yeni yikanmis camasir kokusuyla**** hemen hemen ayni duzlemde bir kisilikti. Bu 12 ko-ordinatli uzay duzlem; SEK sise sutlerinin depozitolu siselerinin icine su doldurup, calkalayip bakkala iade ettigimiz gunleride sag caprazdan dikine kapsamaktadir.
Taksim-Sariyer minubuslerini ve bu hattin uzun Parlament icen stylish soforlerini, Besiktas'taki metal yigini, cirkinlik abidesi ust gecitleri ve ustgecitlerle birlikte kaybolan ust gecit alti bufelerini, su an yerinde 5 yildizli Kempinski otelinin bulundugu efsanevi Seref Stadini, kay kaycilarin futursuzca turladigi Barboros Hayrettin Pasa'nin heykeli onunde her Kabotaj ve Denizcilik Bayraminda bilmem kac el havaya ates eden deniz piyadelerini, onemli ve cok islek kavsaklarda, adeta bi komedyen misali icinde bulundugu kucucuk ve yuvarlak dalgametreden trafigi el yordamiyla idare etmeye calisan trafik polislerini, Istiklal'in girisinde su an telefon kulubelerinin oldugu yerde rengarenk ve muhtemelen kafa yapici etkisi olan meyvasulari satan bufeyi, tek M migroslari ve kendi iradenle sebze-meyve sectigin bolumlerini, eski bakkal psikolojisini ve yan yana koca kutularda cesit cesit satilan piskuvitleri (biskuvi diil-biskuvit olabilir), beden egitimi dersinin Cuma gunu son 2 ders olmasi ihtimalini, trafik isleyen Istiklal caddesinde karsidan karsiya gecme diye bir mevzuatin anne-cocuk ikilisine zor anlar yasatmasini, Oyuncak Fuari diye bir guzelligin nerdeyse Istanbul Film Festivali kadar onemli bir olgu olmasini, Spor ve Sergi Sarayini ve akabinde Lutfi Kirdar Spor Salonunu, Besiktas -Harbiye hattindaki eski amerikan dolmuslarinda one oturmak icin verilen mucadeleyi ve bu hattin soforlerinin musayit bir yerde ineceginizi belirtmeden Nisantasinda simdiki McDonalds'in sokagina sapar sapmaz - otomotik olarak durmasini, Beyoglu sinemalarina ve ozelliklede sabah matinelerine bolca takilan, agir kanli -- filmin basini kacirmasi kesin olan -- cekirdek ailenin bir sonraki matinenin basina kalip filmin kacirdigi kismini izlemesini dogal karsilayan -- ozel olarak Loreal labaratuarlarinda gelistirilmis-- modern yer gosterici zihniyetini,1970-198? arasi dogmus genis bir kitlenin sabah erken kalkma sebebi olan Voltron'I ve akabinde Ucan Kaz ve Nills'I, Kip-Yargici-Beymen-IGS-Sumerbank-Atalar ekolunu, 8 kanalli Nordmende ve Schaub-Lorenz'leri, merdaneli Arcelikleri ve Lavamat camasir makinelerini, bogaz sularindaki istavrit miktarinin sehirdeki balik talebinin 34 kati olmasini, sapina kadar Istanbullu ve Fenerbahceli , 60'I devirmis yan komsumuz Murat amca'ya "ulan bu benzinci ben cocukken bile vardi" dedirten, kapatilan-kaldirilan-tasinmaya zorlanan petrol ofisi benzincilerini, bilimum noktaya yerlestirilmis Et ve Balik kurumlarini, saygimin sonsuz oldugu Pinar sucuklarina havada- karada -yagmurlu havada kuru zemin lastikleriyle ve ayrica deplasmanda 5 basan Besler ve Coskun urunlerini ve hatta Beslen makarnayi, goz gore gore kaybolan tum gazoz-mesrubat ve cukulatali urunleri (cikolata diil),bu listenin sonsuza iraksama olasiligini, ve kicimi(zi)n yer yaptigi (piya) trabzanlari(ni)...
Ozlemekte haksiz oldugumu kimse soyliyemez…gibi geliyor bana, yoksa suphen mi var?
|
| |
 |
"gec internet, erken TV cocuklari" |
|
|
| A t t a n z i o n e !!! PIXIES |
| |
sevgili musiki severler cemiyeti,
yukardaki iki signifier (simgeleyen) dikkatinizi bu e cizgi metne cekmeye ve
okutmaya yeterli olmus ki su anda bu satirlari beraber okuyoruz. guzel
baslangic! cok guvenilir bir kaynaktan aldigim duyumlara gore pixies sasali
bir konser turnesi icin bir araya geliyor. en azindan kuzey amerikayi
fethedecek. sizin goreviniz, eger kabul ederseniz, bunu bir soylenti
olmaktan cikarmak icin arastirmaniz, ya da kulaginizin en azindan delik
olmasi. anlasilan bireysel olarak degilde ancak voltran`i kurduklarinda
gerekli patlamayi yapacaklarina ve yasayacaklarina karar verdiler. ya da
uyusturucu ve aylaklik fonlarindaki paralari suyunu cekti. her ne ise ne p ise
q. bizim icin farketmez. biz yada onlar su kavanoz dipli (ingilizce
tercumesi herhalde this mortal coil olurdu) dunyadan gocemeden once guzel
olurdu bizim umass orijinli dostlari gormek. yani maymunlar cennete gitmeden
son bir defa. tabi ki gunun sonunda, tum bunlari hayal etmek bile basli basina
bir haz kaynagi. bu yuzden de oturup sizlerle paylasayim dedim. burdan bu
vesile ile, ilk pixies albumum -trompe le monde-`u dinlememe vesile olan, su
anda skidmore`da askerligini yapan, bizim ist`deki subba-cultamizin bi nevi
john peel`i hz littbarski`ye; cok iyi bir atesli fan oldugunu ve
muslum-babacilara yakin fanatikligini en iyi vucut dilimle ifade ederim
deyip e-bay`den guzel bir pixies t-shirt`u kapan e.b`ya; single
toplamsina ek olarak cikan konser cd`sindeki `tame` sarkisini benle ayni
heyecan selinde beraber kibris essegi tadinda bagira bagira soyleyen keman`a
selamlarimi ve saygilarimi yolluyorum.
gecen sene ve bu yaz hazir ve nazir bulundugum underworld ve chems dj set
canli performanslarindan sonra ben bu hayattaki amacimi ve yolculugumu
tamamladim.bundan sonrasi bonus track benim icin. yada diger bir degisle
ruya goren bir kelebegim. ama tanrinin siz sevgili kullarinin boylesi bir
sekilde kutsanmasini isterim. umarim bu reunion spekulasyonu gercek olur.
geriye donup baktigimda pixies`den ilk hatirladigim o buyuleyici alec eiffel
sarkisi. vokaller bittikten sonra sarkinin enstrumantel bolumunde arka
planda ruyada tatli tatli sayiklarcasina peri misali saf sesiyle sakiyan
ablamiz bize isimlerinin nerden geldigi fisildiyordu sanki. ama sozlerdeki
deha daha bir buyuleyici. sanki roland barthes (bir de onun kayincosu fabian
barthes var) `in efsanevi eiffel tower`ini okuyup da yazmislar gibi:
pioneer of aerodynamic
alec eiffel alec eiffel
pioneer of aerodynamic
alec eiffel alec eiffel
keeping it long does not make no sense
keeping it long does not make no!!! sense
sisi opsun hepinizi. esen kalin. |
| |
 |
"clearly canadian poor leno" |
|
|
| BIR SIGARA TANIYALIM : Marlboro Blend No:27 |
SURGEON GENERAL'S WARNING: Smoking causes Lung Cancer, Heart Disease, Emphysema, And May Complicate Pregnancy. Underage Sale Prohobited.
YASAL UYARI: Sagliga zararlidir. 18 yasindan kucuklere satilamaz.
|
Yeni bir album haberide Richmond'li grup Marlboro'dan. Albumlerini yillardir begenerek aldigimiz, Philip Morris'in frontman liginde birbirinden onemli nice albumler cikartan Amerikali unlu topluluk, tum tobacco dunyasini sasirtarak, sessiz sedasiz yeni uzuncalarini piyasaya surdu. Zannimca, kirmizi renkteki regular Marlboro ve acik gumus renkteki Marlboro Light's gibi 2 basarili studyo calismasindan sonra, bu albumlerin gucu altinda ezilip, ilgi cekici calismalar ortaya koyamayan Philip Morris careyi 2 sinin arasinda yeni bir tat uretmekte buldu. Marlboro Medium'un gerek tat, gerek kutu dizayni acisindan bekleneni verememesi, Richmond'li grubun muzikalitesine yillardir kara bir bulut gibi cokmustu.
Dikkatli okuyucalarimizin hatirlayacagi gibi Marlboro Light's in TC sinirlari icerisinde piyasa cikmasi 1996 yazinin Temmuz ayina denk duser. Tabi sadik Kisa Camel ve Marlboro Red icicileri icin onemli bir degisiklik olmasada, o zamana kadar yanlis sigaralar icmek zorunda birakilan buyuk bir guruh, bu haberi sabahlara kadar Light's icerek kutlamislardi.
Gelelim olayin en onemli boyutu olan, bir sigara icicisinin sadik kaldigi, bagli oldugu renkleri degistirmesi karari. Aslinda sadece sigarada degil, diger mevzuatlarda da bagli oldugu renkleri degistirmek, her zaman insanin kendinden suphe duymasina ve hatta, bir an bile olsa kararsiz ve karaktersiz bir kimse gibi hissetmesine neden olacaktir. Kolay is degildir "Ne o..hani sen XXX kullaniyodun, degistirdin mi?" sorusuna bikmadan, sIkILmadan ilk bir ay boyunca yanit vermek. Neyse kose yazari dallamaligi yapipta uzatmiyalim, niye bagli oldugumuz renkleri zaman zaman biraz daha koyulastirdigimizi aciklayalim.
DIS GORUNUS: Diger Marlboro albumlerinde oldugu uzere, renk kombinasyonu yine 2 renkten olusmakta. Beyaz kisimlar yine beyaz. Markanin karakterini yansitan 2. renk ise tanimlamasi zor bir renk. Renk skalasinda kabaca kahverengiye tekabul etsede, sanirim parlak bir ahsab rengi bu. Ayrica dumduz bir renk degil, yer yer dalgalanmalar da gosteriyor. Ortada PM Inc. amblemini tutan beygir arkadaslar beygirlik yapmaya yine devam etmekte. Acikcasi geri kalan hersey ayni. Lakin paketin en altinda, diger Marlboro paketlerinden farkli olarak, o parlak ahsap renkle yazilmis "SMOOTH * RICH * MELLOW" ibaresi mevcut.
TAT: Yeni kitadaki tum reklam kisitlamalari ve fiyat arttirmalarina ragmen, hala daha kapi gibi ayakta duran, kendi vatandaslarini zehirlememek icin bazi eyaletlerde sigarayi 8 dolar gibi inanilmaz fiyatlardan satan, ama sira 3. dunya ulkelerine gelince paket basina 1 dolar gibi komik fiyat politikalari guden, icine kattigi chemical maddelerle cogumuzun beynini yavas yavas uyusturan, Amerikan politikasinin ve kapitalizminin tam karsiligi,ve ( bence) en buyuk en guclu sirketi Philip Morris bu yeni urunu icin "A NEW FLAVOR FOUND" sloganini kullaniyor. Siyah beyaz reklam afisinde ise bir elektro gitarin akord edilen kismina sikistirilmis yanmakta olan bir Blend No:27 mevcut.
Gerek paket rengi gerekse tadindan dolayi bu sigaranin, British American Tobacco sirketinin, tiryakilerin daima takdirini toplamis tok icimli sigarasi, unlu Benson&Hedges'ina bir cevap oldugu soylenebilir. Cunku ilk basta tutucu Light's icicileri icin bir miktar sert olsada asla bir Marlboro Red degil. Soylentiye gore Philip Morris bu albumunde, bir sigaradaki 2 onemli parameter olan NICOTINE ve TAR miktarlari ile oynamis. Kayit ve produksiyon asamasinda TAR miktarini azaltip - Light's a kiyasla-, smooth ve mellow bir icis saglarken, NICOTINE miktarini artirip bizleri biraz daha zehirlemeyi basarmis.
Neyse uzun lafin kisasi ve He-Man deki ORKO' nun bu olaylardan cikarttigi ana fikir sudur: Hic bir zaman bana bisey olmaz, sigarami degistirmem, asla taklaya gelmem, kimseyi satmam, arkadaslarima yamuk yapmam, yillarla oturmus-kendime has dogrulari ve gercekleri olan bir kimseyim vb. gibi artiztik saptamalar yapmiyalim, taklalara ve olagan disi surprizlere hazirlikli olalim. Cakmaksiz gezmeyelim.
|
| |
 |
"meksiKKKali marco pantani" |
|
|
| VINCENT Kiev/ Dinamo GALLO |
| |
Beyaz perdenin en sIKI iki Vincent'indan, muzigin en ilginc iki Brown'undan biri (*) ve "cok yonlu meziyet", "ozgur ozgunluk", "narsisizm" gibi birbirinden epey alakasiz olgularin felegini ayni potada sasirtmaya yeminli musaviri Vincent Gallo, ozellikle kendi komutasindaki sanatsal calismalarin bagimsizligi, umarsizligi, sozde iddiasizligi ve ticari kaygisizligiyla, uzun zamandir su altindan ifsa ettigimiz merakin ve beraberindeki bu kalite fakiri analizin disavurumunu zaruri kilmistir. Ozgecmisi ve sanat hayati arasindaki anahtar carprazlamalar ve takintilar itibariyle ortaya cikan cengel bulmaca, Atesbocegi Ercan'in Pazar bulmacalarina tas cikartan cinstendir. Tabii sinemayi NASIL bir kazanim ve rahatlikla bu denli kendine calip OYNADIGI VE diledigi gibi OYNATTIGI bir arac olarak kullanabildigi KONUSUNDA asabiniz bozulabiliyor.
1962 yilinda Buffalo, New York'da dogan Sicilya asilli Gallo, genc yasta Avrupa'nin kaldirimlarini arsinlayan bir genc olarak hayata atilmis. Orijini hususunda "Harbi Italyanlar Buffalo'dandir" seklinde bir sozu oldugu soylenir. Zaman icerisinde bu avrupali amerikan sahis (kendisine boyle yakistirmalarla gitmeyin. carsi kadrosundan, herseye karsi..) genis yelpazaye sahip bir sanatsal kimlik insa etmis ve bu kimligin her bir boyutunda oldukca hatri sayilir kisilerle tesrik-i mesaide bulunmus.
Sinemaya gecmeden once; coklu anayon ruzgarlarindan biri olan kesisleme/ muzikten baslayalim. Gencliginde ve yakin zamanda Pork, Gray, Bohack (DJ Spooky nin favorilerinden), The Plastics ve Bunny adli gruplarda yer alan Gallo, Red Hot Chili Peppers'dan gitar dehasi John Frusciante ile city dwella- succesful fella olarak da biliniyor. Nitekim 2-3 kisa filminin muziklerini ve son Brown Bunny'deki birkac parcayi Frusciante yapiyor. Birkac kisa filminin yanisira uzun metrajli her iki filminin ("Buffalo 66" ve biraz umitsiz gozukse de burdaki salonlarda gormeyi umdugumuz, pek kotumser elestirilerini okusak ta sabirla bekledigimiz "The Bunny Brown") muzikleri ise neredeyse tam kadro kendisine ait. Hem de secici falan degil, bizzat icracisi olarak.
Vincent Gallo ressam olarak da artsy-life'da hacim kaplamakta. Bunda ya da bunun aciga cikisinda, Gray'de birlikte caldiklari Jean Michel Basquiat'la uzun zaman fink atmasinin etkisi de onemli rol sahibi olabilir. 2001 yilinda Paris'te bir kisisel resim ve fotograf sergisinin yer aldigi da alinan bilgiler arasinda. Fakat 90 yilinda insanlari guzel resimlerinden mahrum etmek amaciyla, garez icin resim yapmayi biraktigini soyluyor (bence sabaha saklayin).
Arada maymun istahliliginin ve coklu-yetenekliliginin konakladigi bazi duraklari yeterli ve detayli bilgi verememe kaygisiyla pas geciyor ve beyazperdeye tasiniyoruz. Cok denebilecek sayidaki kisa filminden gayri; yapimcisi, senaristi, kurgucusu, yonetmeni, oyuncusu, muzik direktoru, kamera operatoru, songul, soner, yeter, imdat, oha artik adami - kisaca dinamosu oldugu uzun metrajli filmlerde (ki su an icin yukarda zikredilen iki adet mevcut) genelde kendi yasantisi uzerinden oto-biyografik bir anlatim yolu izlemektedir (galloyu kizdirmanin bir baska yolu). Sozgelimi, Buffalo 66'de (gercekte Buffalo dogumlu olusunu gectik bile) Ben Gazarra'nin canlandirdigi baba karakteristigiyle, gercek babasi can ciger kuzu sarmasi. Zaten Avrupa macerasinin faili de babasi tarafindan 16 yasinda evden diskalifiye olusu. "please be friendly, it's nice to be friendly.... my mum was mean." seklinde ara namelerle methiyeler duzdugu annesi de hik demis Buffalo 66'deki annesinin burnundan dusmus. Rosanne Arquette'nin icra ettigi Wendy Balsam adindaki bir turlu unutulamayan yari platonik genclik aski rolu de gerceklikten yansima . Bowling aski icin zaten ayni karede ust uste yapilan strike lara bakmak yeterli. Sosyopatligina dair yansima icin herhangi bir konkav veya konveks aynaya ihtiyac yok, bizzat kendini oynuyor olmasi kafi. Kisaca bu yapit, birebir ayna gorevi gormese de bugulu cam seklinde kendisine carpan gerceklikleri momentumu buyuk oranda korumak suretiyle gelisine perdeye vuruyor, viran eyliyor. The Brown Bunny'deki rolu de gercegin ta kendisi. Evet, Vincent Gallo eski bir motorsiklet yariscisi. Yamaha icin Formula 2'de... Yine bu filmdeki Daisy de tipki Wendy Balsam gibi eski bir ask.
Bunlarin yanisira Gallo'nun, bir kismi yukarida verilen kendi alamet-i farikasi bazi takintilara ve capraz referanslara rastliyoruz. Claire Denis'in yonettigi 3 filmden birinde (Cannes ve tarafimdan Kan film festivalini kazanan) Shane Brown, bir digerinde Vincenzo Brown, oteki digerinde de Vito Brown isimleriyle aktediyor. Buffalo 66'deki ismi ise Billy Brown. Buyrun burdan yakin... Kendisine gore en sevdigi iki renkten sadece biri, ama secim yapmak zorunda kalirsa en sevdigi. Bir de uzerine eski muzik grubu Bunny ve brown'un karisimi The Brown Bunny. The Brown Bunny deki ismi ise Buddy Clay.. Unutamadigi sevgililerinden birinin adi da Vicki Clay. Bende kibrit kalmadi, baska yerden yakin...
Son olarak;
- 7,500 civari video ve 15,000 kusur albumluk bir arsivinin oldugu (birkac sene once yapilan resmi materyal sayimi itibariyle),
- bir donem Calvin Klein icin modellik yaptigini,
- birkac reklam filmi cektigini (e.g. Mustang Jeans),
- Reservoir Dogs (Mr. Pink) ve Boogie nights (kim acaba?) filmleri icin rol teklifini reddettigini,
- Sex tavsani dedigi PJ Harvey ile birlikte alt grubu olarak turneye ciktigini, hatta soylenti bazinda bir donem beraber olduklari (PJ Harvey'in yere goge sigdiramadigi NY aski da ayri bir boyut kazandi),
- Scoresese nin Good Fellas inda Vinnie Gallo adiyla ufak bir rolu oldugunu,
- Uzucu/ sasirtici sekilde ciddi bir republican oldugunu (ama "Gallo'yu Tahmin Etmek" adi altinda bir yanilgi serisi yayimlanabilir),
- Siddetli bir uyusturucu-alkol karsiti oldugunu, sigara bile kullanmadigini (bu ne bicim not diyebilirsiniz ama gorunumuyle yarattigi kontrasta kayitsiz kalmak kolay degil. bir ust maddeyle flort etmek gerekir. kendisi de bu ters koseye yatirma isinden zevk aliyormus fetisist bicimde. Yapay ve abarti arizalik tinlayabilir, karar sizindir),
- Bu yazinin cok az subjektivite tasidigini, daha elestirel bir yazinin yolda olabilecegi ve baska bir sayiya cikabilecegini, ayrica istek gelirse ne kadar uyumsuz, antagonistik, hirt, ters kose, hayasiz, patavatsiz, direkt, sert, anti-uzlasimci, ill-komunike bir insan oldugunu gozler onune serecek roportajlarindan bir derleme yapabilecegimizi hatirlatmamiz gerektigini
- Yine surpriz bir calismasinin (muzikle ilintili ama adini vermeyelim o da surpriz olsun, baska bir yaziya. cunku sadece kendisi degil, isin title sahipleri de ele alinacak) degerlendirilecegi ve size ilerki sayilarda sunulacagini
da notlarimiz arasinda verelim.
Arada Verilmeyen Bir (yaziyla 1) Not: The Brown Bunny, Cannes'da gosterime girdikten sonra filmin iceriginden cok sansasyonel ya da elestirmenler tarafindan isimlendirildigi kadariyla "skandal" yanlariyla kulak asindirmakta. Hatta film nerdeyse Cannes'da bir donem gundemi en cok mesgul eden Fenerbahce kadar konusulmus. Oldukca uzun bir bolumun pornografi sinirlarini zorlamasi bir tarafa, filmde cereyan eden ve once Winona Ryder icin dusunulup baslanan fakat sonra Gallo'nun Ryder'i kovmasiyla (bunu da Ryder'in son zamanlarda kullandigi haplarin getirdigi cekilmezlige baglayarak) rolu kapan Chole Sevigny tarafindan Gallo'ya "film icabi" icra edilen oral sex in gercekligi uzerine infial kopmus (mr and mrs brown are going on picnic...) Ama Mr.Brown bu, anlatmak istedigini en iyi sekilde anlatabilmek, atmosferi ve duygu yukunu en yogun sekilde aktarabilmek icin her turlu kaliba girebilecegini, her yolu da deneyebilecegini soyleyerek (ne ala memleket) tum bunlari kulak arkasi etmekte tereddut etmemistir. Acikcasi FEMINIST SWEEPSTAKE arkadaslar bana kizmasin ama aciklamalari da cok tatminkar. for further info on this issue, feel free to contact me, hold me, thrill me, kiss me, kill me.
*
- direk buraya geldiyseniz nafile, tum metni okumaniz gerek..
- okuyup geldiyseniz umariz aciklamaya gerek yoktur. Varsa bir alttaki maddeye buyrun
- diger ismi gormek icin geldiyseniz bizden cikmaz. we don't name names (but surnames).
|
| |
| "local mihailcenkov" |
 |
|
|
| KELIS can teach you, but she has to charge... |
| |
Ekranlarda Aaliyah'in "Try Again" cikisiyla yaklasik denk doneme yaklasip denk dusen "Good Stuff" (Caught Out There'i de unutmayalim) adli calismasiyla ve beraberindeki Kaleidoscope albumuyle kalbimizde once rezervasyon yapip fazla gecmeden konfirme ederek ikamete baslayan, kendisinden hicbir depozit talep etmedigimiz Harlem'in gozbebegi KELIS'e ve son cikisi MILKSHAKE, albumu TASTY'ye dikkatinizi cekmek, daha once dost meclislerinde cektiklerimizi de itmek isteriz. Hala icimizi burkan Aaliyah ile ayni doneme denk gelmelerini ozellikle vurgulamak istedim zira bu yepyeni ikiliyle ayni zaman diliminde es zamanli flort, takip eden haftalarimizi renklendirdi, dunyayi daha bir cikolata gormeye basladik. Ayrica TC ye ulasan MTV'nin (urban legend oldu bu da, avrupa MTV si midir, israil mi, ortadogu mu, patagonya mi, uzakdogu mu, trinidad & tobacco Ltd. Sti. mi, latin amerika mi, gronland mi.. Nerde Davina'li, Simone'li, Enrico'lu, Eden'li MTV... Harbi Avrupa MTV si..) bu zaman diliminin daha oncesinde baslatmis oldugu, ekrani ve bizi "feat." manyagi yapan yogun R&B, Soul, Hip-Hop yuklemesine karsi verdigim kisisel mucadelede mutabakata varilmis, bir nevi ver-kurtul politikasi izlenmis, basarilarinin devami dilenmistir.
Kelis hakkinda soylenecek cok sey vardir eminim. Ama benden cikmiyor fazla.. Acikcasi ona olan baglilik, sevgi, saygi ve takdirimi neye dayandiracagim konusunda ben de kendi zihnime dayanmis durumdayim. Missy Elliot'in firlamaligi, Mary J. Blige'in (farkli olarak daha bir cocuksu, biraz da kitsch) seksapeli ve karizmasi, Lauryn Hill'in populer bagimsizligi, Aaliyah'in (artik kayip) gencligi, ve tum bu zatlarin muzikal kalitesinden, deneyselliginden ufak ufak alip, yer yer kendi cebinden cikarip koydugu siddet ve hatta bazen Valerie Solanas'in ruhunu sad edecek cinsten feministik agresyonunu bir guzel harmanlayip bu denli melez sekilde karsima cikinca kacacak yer bulamadim, ocaginiza sigindim. Ama rahatsiz olmayin, bir kosede kivrilir yatarim.. Ayrica kendisine, nezninizda ozellikle gecen yaz ve suregeliminde kulaklarimizi israrla ve fidyesiz esir alan, bir Junior Jack - Robert Smith, bir Spiller - Sophie Ellis tadindaki Timo Maas (bu almanci DJ beyfendiye de bu kadar parantez yetmez ama neyse...) la ortak calismasi/catismasi ya da vokalini yaptigi "Help Me" icin minnet ve cinnetlerimi sunarim.
Simdi diyeceksiniz ki nedir bu son calismanin asli astari? Valla henuz Milkshake'i gorduk ve dinledik ki, bizi yine yaniltmadi, yuzumuzu ak cikartti, tum emeklerimiz helal olsun.. O kasvetli, Blade Runner'dan firlama cafe ortami, yine kitsch erotizm ve (fakat bir o kadar dogal) mustehcenlik, siradan bir et yigini R&B klibi ile buhranli-dumanli NY scene arasinda bir yerde kalmis klip atmosferi, yine figurleri bir turlu oturmayan, sanki yarim kalan ariza kareografili ve insanin gozune gozune sokulmayan dans figurleri, Kelis'in donuk fakat histerik, nerdeyse slow motion hareketleri.. Zaten Kelis'e dair insani iskillendiren, durtukleyen, bazen sinir bozan bir husus da; CAMP cheesy ligi, sizi yaptigi isin siradanligina inandiramamasi.. Bir Beyonce gibi duz, direkt, amaci ve ne oldugu belli, inandirici olamiyor, cunku israrla onda farkli birsey oldugunu hissediyorsunuz.. Bu (bence kasitli) arada kalmislik, pesinden kosturan bir gizem ve merak uyandiriyor.. Bu arada Milkhsake, klipsiz yani kuru kuru gitmeyecek bir sarki degil, fondaki deneysel, yuzeysel ve yalin, statik sintisaysir/elektro-soundu, tadi damakta birakan kisaligi, yarattigi "su nakarati bir kez daha girse ya" hissiyatiyla zaten masa hakemlerinden de puanlari topluyor. Ama albumun (TASTY) tamamini dinlemedik. Bir baska "pleasure-delaying" durumu anlayacaginiz.. Fakat siz sevgili okuyucularimizdan biri kendi tasty milkshake'ini bize sunar ve album review u yaparsa okumaktan ve bir sonraki sayida yer vermekten mesut ve bahtiyar oluruz.
|
| |
 |
""local boy in KELIS' yard"" |
|
|
YERLI MALI HAFTASI (TM) Top 20+ |
| |
Ulkemizdeki muzik dergileri, yillardir yabanci muzik dergilerinden aparttiklari, cesitli muzik dallariyla
ilgili "tum zamanlarin-80lerin-90larin" seklinde baslayan, en iyi album ve sarki listelerine o kadar cok yer
verdiler ki, Turkiye'de ne olup bittigini unuttular. Bu buyuk eksigi olay mahallinde tespit eden "Trash Surplus Muzik Doktorlari ve Hastalari"
da, Turkiye'de bir anda patlayan, takibi cok zor ve turlu travmalar gecirmis, kimini degirmeninde ogutmus, kimini bu gunlere kadar getirmis, belki de TC'de video-klip tarihinin baslangici, klipler uzerinde surrealizm etkilerin acikca gozlendigi
"90 sonrasi (ekseriyetle ilk yarisi) populer muzik doneminin" bu gedigini kapatmak icin bir ilke daha imza atip, sizler icin asagidaki listeyi hazirladilar:
- Tarkan - Kis Gunesi
Daha iyisi cikar mi, o kiremit tonlari tekrar yakalanir mi bilinmez
- Karakan - Cek Bir Firt
Sabah aksam, kole gibi ne bu yasam..
- Ozcan Deniz - Amanin Aman
Sarkinin sozlerini, kirmizi BMW ve klibinin sonundaki bacaklari unutmak mumkun mu? Ayrica derin bir huzun, tanimsiz bir depresyon hali dinleyenin o anki her turlu modunu gecici olarak ele gecirirdi
- Mustafa Sandal - Suc Bende/ Beni Aglatma (umariz boyleydi. Bay E diyelim ya da)
Bir gun gelir de karsima cikinca, baskasi varsa dilinin ucunda aglatma / kis gunesine kafa tutar. Ama suc bende sever gibiyim, gel benim olda rahat edeyim / sozler zaten cikar oynar ama klipteki esmer ablayi unutmak mumkun mu?
- Cemali - Donmek Istiyorum
Bu sarki dunyanin her liginde oynar
- Sibel Bilgic - Alisamadim
O sahil, etraftaki surreal nesneler, bu defa mavinin vurucu tonlari... Peki bunlarin hepsi Mehmet Ali Yilmaz'a mi yazildi? Ne kadar uzucu. Alisamadik bu son gidisine...
- Yesim Salkim - Son Bir Sigara
Sigara icen sevgililer icin hep beraber soyluyoruz:ne olur yavas ic yavas ic... donmeyeceksen...
- Umay Umay - Bozdur Yeminleri
She's got balls
- Ahmet - Ah Canim Vah Canim
Pozitif dusunce de kazanir. Islemeyen?? PASLANIR
- UNLU - Ruya / Estarabim
Turkce sozlu iyi rock muzik yapilabileceginin bir ornegi. Cikis parcalari coverdi saniyoruz ama olsun.
- Sibel Alas -Adam
Pikasso misali her yeri boyadi ama Sony'in patronuyla evlenmek daha tatli geldi. Ayrilirsa tipki Mariah Carey gibi bir donus bekliyoruz.
- Ozlem Tekin - Ask Her Seyi Affeder mi? / Duvaksiz Gelin
One night stand' destekcisi lirikler ve bol beat'li "duvaksiz gelin olur mu?" melodisi...bu sarkilara kil olmak ya da sevmek arasinda ince bir cizgi var
- MFO - Sakin Gelme
MFO yu gercekten genc gordugumuz ve hissettigimiz son klip olsa gerek.
- Burak Kut - Duman Ustu
Ya da; Dummanustu-ol-dumman-ustu... Turkce sozlu hafif bati muzigi boyle birsey olsa gerek
- Erol Kose - Dr. Erol Bey
Turkiyede techno/dance muzigin baslangici. Aslinda oyle bir baslangic yok. Aslinda oyle bir muzik de yok..
- Yildiz Tilbe - Sana Deger
O sesteki titreme, ispanyol tinilari. Bu listeye girmek icin cokseyi vardi
- Bay X - Sana Degmez
Muzikte Almanci aksanla da melankolik, romantik olunabilecegeni kanitlamistir. Kayiplardan.. Hatta varken bile kayiplardan.
- Asya - Seni Aldattim
Altin kafese koymuslar, seni aldattim demis
- Levent Yuksel - Kadinim/ Zalim
Zalimmm... Senin Allah'in yok mu? Bu bir yol klibi, habercilige transfer olan, vj citir da klibin bonusu
- Nazan Oncel- Gidelim Buralardan
Zamaninda pek isimiz olmasa da bugun degerini farkettirenlerden
- Rafet El Roman - Leyla
O Fransiz asilli beyaz tenli-siyah sacli guzel, alabildigine yesil kir, cicekler.. Renault Scenic reklam filmi gibiydi. Things will be marvelous..
- Gokhan Kirdar - Ah Ayartan Yar(isim yine nakarattan devsirme. yanlis olabilir o yuzden)
Seffaf hancer sanki, gostersem yok sanki. Ama sonra ne oldu? amiral batti.. Simdi elitist muzik arayislari, bir yandan DJ lik vesaire.. Duydugumuz kadariyla en son bir elektronik album yapmis, ama buyrun hazir yapilmisi var dediler, Underworld e yonlendirdiler.
- Demet Sagiroglu - Arnavut Kaldirimi/ Kinali Bebek
Bu da doneminde cok dinlenmeyip, bugun objektif bakilan ve listeye alinanlardan.. E kliplerin de hakkini vermek gerek.
- Deniz Arcak - Yagmurdan Kacarken
Girgirina. canim mesela yani..
bu listeye katkida bulunmak ve eksikliklerini gidermek icin: info@trashsurplus.com
|
 |
|
Hitchcock'tan Bedava Sinema Dersleri: Gerilim mi istiyorsunuz, yoksa sasirtmaca mi? |
| |
Trash Surplus sizin icin iftiharla apartir:
"Bugun size Daphne du Maurier'in Ku$lar kitabinin oykusunu anlatamam. Bu kitabi sadece bir kez ve suratle okudum. Bir yazar, iyi bir roman yazabilmek icin omrunun uc-dort yILInI verir, bu onun tum ya$amidir. Sonra ba$ka insanlar, tumunu ustune alir. Sanatcilar ve teknisyenler, cesitli yanlarini kurcalar ve sonunda yazar tumuyle unutulurken, birisi cikip Oscar'a aday gosterilir. Ben boyle bir seye gelemem."
"Filmlerde sekanslar asla durgun ve sakin olamaz. Sekanslarin, teleferiklerin yuksege tirmanmalarini saglayan di$li carklar gibi, hareketleri ileriye dogru ta$imalari gereklidir. Bir film, bir tiyatro oyunu ya da romanla kiyaslanamaz. Kisa oykulere daha yakindir, cunku kisa oyku bir kural olarak, eylemin dramatik geriliminin en yuksek noktasina ula$tigi anda cozulen tek du$unceyi icerir."
Gerilim yaratmanin her zaman kullanilan biciminde, izleyicinin olan bitenin son derece mukemmel bicimde farkinda olmasi gerekir. Aksi takdirde gerilim olusmaz. Izleyicinin dikkatini canli tutmak icin kuvvetli bir oge gereklidir. Bu, durumun kendisinden kaynaklanan bir gerilim olabilcegi gibi, izleyicinin kendi kendine "biraz sonra ne olacak?" sorusunu sormasina yol acan bir gerilim de olabilir.
Benim dusunceme gore, esrarengiz seyler, pek gerilim yaratmaz. Ornegin, "kim yapti" (Whodunit / Who done it) adi verilen filmlerde, gerilim unsuru degil, entellektuel bir bilmece vardir. Bunlar, duygusalliktan uzak bir tur merak ogesi icerirler. Halbuki, duygular, gerilimin temel dayanagidir. ( Bizim notumuz: Bu yuzden de Hitchcock "kim yapti" turu bilmecelerden cok, katilin ya da kotu adamin kimligini -yani gerilim unsurunu / seyirciyi hikayeye bagliyacak olan ogeyi - filmin ilk yarisinda acik eden filmler ceker, katili ya da gerceklesecek olayi seyirciden saklamaz, sonrasinda da tum gerilimi bunun uzerine kurmaya calisir)
Hitler'e yapilan suikaastte evrak cantasina gizlenen bomba olayinda, izleyenlerin " cok iyi parca parca olacakla"r demek yerine "bak bir bomba var!" diyeceklerini saniyorum. Bunun anlami, bombanin verdigi korkunun, ilgili karakterlere duyulan sempati ya da nefret duygularindan daha kuvvetli olmasidir. Fakat bunun nedeninin bombanin korkutucu bir nesne olmasindan kaynaklandigini dusunuyorsaniz hataya dusmus olursunur.
Baska bir ornek verelim; merakli bir insan baskasinin odasina giriyor ve cekmeceleri aramaya basliyor. Simdi, o evde yasiyan kisinin merdivenleri cikarak evine geldigini gosteriyorsunuz. Sonra, aramakta olan kisiyi tekrar. Izleyicilerde " dikkatli ol -merdivenlerde birisi var" diye onu uyarmak ihtiyaci duyuyor. Bu yuzden o kisi kotu birisi oldugu halde izleyiciler onun adina endise duymayi surdurebilir. Hele o karakter Rear Window'daki Grace Kelly gibi cekici bir insansa izleyici daha da yogunlasir…
"Gerilim" ile "sasirtmaca" arasinda kesin bir fark oldugu halde hala bircok filmde bu ikisi karistiriliyor. Aciklayayim: Su anda ikimiz son derece masum bir sohbet yapiyoruz. Simdi, aramizda su masanin altinda bir bomba oldugunu var sayalim. Ortada hicbir sey yokken ansizin "boom!" ve bir patlama. Izleyici sasiriyor. Biz bu sasirtmacanin oncesinde, izleyiciye son derece siradan, hicbir ozelligi olmayan bir sahne gosterdik. Simdi bir gerilim durumunu olusturalim. Masanin altina bir bomba konmus ve izleyici bunu biliyor. (Az once bahsettigi, "kim yapti" bilmecelerinden farkli olan seyirciyi bilgilendirme durumu). Belki de anarsistin onu yerlestirdigini gordu. Izleyici, bombanin saat 1'de patlayacagini da ogrenmis; su anda saat bire ceyrek var- dekorda bir duvar saati yer aliyor. Boyle durumlarda, ayni siradan konusma birden bire ilginclik kazanir, cunku izleyicinin olaya katilimi vardir. Izleyiciler perdedeki oyunculari uyarma ozlemindeler. "Boyle onemsiz konulari tartismayi birakin. Altinizda bomba var. Patlamak uzere!"
Birinci durumda izleyiceye patlama aninda 15 saniyelik bir sasirtmaca yasattik. Ikinci durumdaysa 15 dakika boyunca bir gerilim yasar. Buradan varacagimiz sonuc izleyiciyi her seferinde durum hakkinda olabildigince bilgilendirmek gerektigidir. Burada tek istisna isin puf noktasinin sasirtmacaya dayandigi, yani bizzat beklenmeyen sonun oykunun dorukoktasini olusturdugu durumdur.
Film salondaki 2000 koltugun hepsini kapsamalidir. Cunku sinema, dunya uzerinde en cok bilinen ve en kuvvetli kitle iletisim aracidir. Eger bir filmi dogru olarak duzenlemisseniz, duygusal acidan bir Japon izleyici, Hintli izleyici ile ayni anda ciglik atabilmelidir.
Bir roman, baska bir dile cevrilirken ilgincliginden cok sey yitirebilir. Ayni bicimde gala gecesinde cok guzel sergilenen bir oyun, daha sonra ayni basariyi gostermeyebilir. Ama bir film, dunyanin her yaninda yolculuk yapar. Altyazi kondugunda etkisinden yuzde 15, iyi bir seslendirme yapildiginda da yuzde 10 yitirdigini farzedersek, projeksiyon kosullari hatali bile olsa, goruntu tumuyle kalacaktir. Gosterilenler - bunlari hicbir sey degistirip baska bicime sokamaz- sizin calismanizdir ve kendinizi her yerde ayni terimlerle ifade edersiniz.
Kotu adam ne kadar basariliysa film de o kadar basarilidir.
|
Francois Truffaut'nun , Alfred Hitchcock'la 1967 yilinda yaptigi uzun roportajini kitaplastirdigi "Hitchcock" isimli kitabin, AFA yayinlarindan 1987 yilinda ulkemizde de yayimlanan baskisindan ... Ceviri: Ilyas Hizli.
|
Surplase Ek Bilgi Yigini: Sinema tarihinin en $akaci ve ironik yonetmeni -filmlerine her zaman yansitmasa da, kara mizaha sonuna kadar inanan- Hitchcock, 70lerin basina kadar her ulkede bolca bulunan dantelijansiyali film kritikleri tarafindan - filmleri cok iyi hasilat yapmasina ragmen / TV basarisida goz onunde bulundurularak- cogu zaman kucumsenmis ve kendi sinemasini yaratan bir sinemaci olarak deger bulamamistir. Kendisiyle yapilan ropotajlardaki tavri ise sanat anlayisi ve yontemleri hakkinda anlasilabilir olmaktan hep uzak kalmasina sebep olmustur.
Yonetmenlik kariyerine film kritikligi ile basliyan Truffaut'nun -tum filmlerini buyuk bir begeniyle izledigi Hitchcok'a karsi olan yanlis anlamayi kapatmak ve herkesi ikna etmek icin- yaptigi bu roportaj ise kariyerinin sonlarina yaklasan Hitchcock'un sinemayi aslinda teori, teknik ve diger acilardan ne kadar iyi bildigini herkese gostermis, butun filmleri bir usta isi olarak tekrardan incelemeye alinmis, 80lere gelindiginde ise pek cogu en onemli klasikler arasina girmistir. Traffaut'nun da dedigi gibi "Zaman ona arka cikmis ve en dikkafali elestirmenleri bile yipratmistir. Son tahlilde kazanan Hitchcock olmustur. (1977)"
|
 |
|
| Vanilla Sky (2001) |
| |
Sinemanin oldukca genc yasta yildizi parlayan, artik usta sayilacak yonetmenlerinden Ispanyol Alejandro Amenabar'in yazip yonettigi "Abre Los Ojos " (Ac Gozlerini) filminin yan sanayii/ Hollywood versiyonu olan Cameron Crowe imzali Vanilla Sky'i ele almak aslinda pek cok acidan - gerek plot, gerek tema, gerek narration- ayri bir durum teskil etmemekte, orjinali olan "Ac Gozlerini" adli filmi de kapsamaktadir. Fakat oyuncu kadrosu, pazarlama taktigi, yonetmene olan saygimiz ve screenplay tarafindan bakildiginda, ayri bir film olarak ele alinmasinda pek bir mahsur yoktur. (objection overruled)
Is hayatinda kopekbaliklariyla yuzmek durumunda kalan, babasindan %51 lik sirket hissesinin yanisira kendisinin "7 Cuceler" yakistirmasi yaptigi is ortaklarini, yani SHARK sofrasini da miras alan David Aimes (Tom Cruise) isinde biraz havaii de olsa basarili sayilabilecek, ozel hayatinda da istedigi pekcok seye sahip olan erken 30 larinda bir adamdir. Maddi varligini; sosyal ve sanatsal yetenekleri, hic de sig sayilmayacak - ya da oyle gozuk(turul)en - kulturel altyapisi ve insan sevgisini cabuk kazanan sempatikligiyle birlestirerek yarattigi kombinasyon, pekcok kadin tarafindan komple bulunan, hatta kendisine cekimser yaklasan ve bu gencin zengin bir zuppenin ne kadar uzaginda olduguna dair supheleri olan dikkatli kadinlari bile kisa bir sure sonra ikna edebilecek cekicilige hayat vermektedir. Cevresindekilere hayranlik verici, hatta kiskandirici bu profilinin farkindaligindan nazar degmesinden korkarcasina kacinan Aimes, aslinda gayet ego-centric ve de sahip olduguna siki sikiya tutunan bir tipolojiye sahiptir. Tabii ki bu pariltili hayata ve kisilige gelebilecek bir gaflet, delalet ve hatta hiyanet David Aimes icin buyuk bir kastrasyon olacaktir.
Nitekim olan hic de hesapta olmayan sekilde olur, Julie Gianni(Cameron Diaz) gozuyle ciddi bir dil yaresi, David Aimes gozuyle ise siradan bir yatak hadisesi oldukca pahaliya patlar ve gerceklikle ruya arasinda gidip gelen nostalji, endise, korku ve paranoyayla dolu, gerceklikten ruyaya bonservis bedelsiz transfer edilen arzu ve uktelerin yer yer tatmin oldugu, yer yer izdirap verdigi, "bilinc alti"nin ruyaya aleni tecavuzunu gerceklestirdigi ve uzak ara basrole soyundugu uzun ve engebeli bir yolculuk baslar.
Guzelligi genel gecer bulunan, beraber olundugunda ego tatminatina hakkiyla hizmet eden; fakat bir sekilde ebediyen arzu edilemeyen, secilmis partner ya da hayatin aski olamayan sarisin rolu Cameron Diaz icin bicilmis kaftandir (dilerse justin timberland telefonla baglanabilir). Fakat giymis oldugu tutku magduru - ask kaybedeni kiyafet acima hissiyati uyandirsa da, iki insan arasinda vuku bulan fiziksel unsurlara adadigi ciddiyet, yasananlara dair dusunce aleminde aldigi tavir ve aska dair kararli durusuyla pek de tarif edilemeyen, zayif bulundugu halde sayginin esirgenemedigi bir butunluk saglamaktadir. Yolculugun startini vermeden once David Aimes'e soyledigi, Aimes ve benzeri ekol genclerin hic de isine gelmeyecek su sozler dikkat cekicidir:
"You fucked me four times the other night, David.. Four times.. I swallowed your cum. That means something. When you sleep with someone, your body makes a promise whether you do or not.." (gecmis olsun)
David Aimes yani Tom Cruise'un spirituel fantazmasinin Sofia'da (Penelope Cruz) vucud bulmasi, Turk Futbolundaki Haluk Ulusoy - Senol Gunes iliskisini hatirlatir cinstendir. Orjinal versiyonda ayni role sahip aktristin yine Sofia isimli Penelope Cruz olmasi kisvesi altinda aydinlik magazinel iliskiler/birliktelikler devreye girmis, ayni kadin bu kez bir Amerikalinin ruyasina gonderilmis ve Ingilizce konusturulmustur. Tabii bu duruma supheci yaklasilsa da tipki Senol Gunes komutasinda gelen dunya ucunculugu gibi Penelope Cruz da zaten beta testi yapilip yayinlanmis olan, pek bir idmanli oldugu rolu cikip bir kez daha basariyla icra etmistir.
Filmde ozellikle genclik kaygilari ve iliskiler uzerine yakaladigi, yansittigi ya da yarattigi sekanslarla Cameron Crowe izlerine de fazlasiyla rastlanmaktadir. Orjinaline ne kadar sadik kalinsa da, Crowe un ellerinde iki basrol arasindaki heyecan dolu flort kendine ozgu bir tarz kazanmistir (aklinizin Crowe'un hangi filmine gittigini biliyorum ama caktirmayacagim). Yine muzikler konusunda da Cameron Crowe parmaginin ortalikta cirit atiyor olmasi dikkate sayan.. Radiohead - Everything In Its Right Place ve Jeff Buckley - Last Goodbye, gerek secim olarak, gerekse dogru secimlerin dogru yerde kullanilmasi anlaminda can alici yerlerde kulaklarimiza enjekte ediliyor. Ayrica musiki bazi konular replik bazinda da zikrediliyor, hatta Tom Cruise un agzindan "Jeff Buckley" isminin telahfuz edildigini (destur demis midir deyyus?) duyuyorsunuz.. Crowe bu kisitli yaratim alani olan hazir senaryoda- fason iste bile muzik ogelerini bir yerlere sikistirmayi basarmis, takdirname icin ihtiyaci olan 2 kanaat puaninin birini muzik dersinden, digerini de Penelope Cruz karakalem calismasiyla resim dersinden almistir.
Neticede Vanilla Sky soluksuz izlemenize gerek kalmayacak (zira bundan sonra sinemada izleme sansiniz pek yok. Bir cihaz araciligiyla public olmayan bir yerde izleyeceginiz icin neden kendinize iskence yapasiniz? pause yapar, kahvenizi alir geri gelirsiniz), uzerinde dusunmeye itecek, yer yer sicak mekan ambiyanslariyla sizi icine alacak, bittiginde karmasik duygular yaratacak (kendimin yalancisiyim), filmdeki bilincalti hadiselerinin sizdeki izdusumlerini gozden gecirmeye zorlayacak cok fonksiyonlu bir hollywood isi.. Tabii hepsi olasilik dahilinde.. Ya da "ALL POSSIBILITIES"...
|
| |
 |
"local pleasureDelayer" |
|
|
|
MANICOMANI:
Manics'in nereye aktigina dair yaptigimiz grup calismalarina ve research projectlere, "manic dinlenme tesislerinde" verdigimiz kisa moladan sonra devam ediyoruz.
Onumuzdeki gunlerde bir "maniCfesto ©" yazarak, "Manicsin en iyi albumu Holly Bible / Gold against the soul' du" ya da "Manics bitti" serzenisleriyle butun kapali tribununun havasini bozan,
bagnaz/ radikal/ sutlac manicscileri adam etmeyi planladigimizin haberini vererek, manicsin muzigindeki atlama ve kaymalarin basit birer gitar yumusamasindan ote degisen hayat cizgileriyle bagintili oldugunu simdiden belirtiyoruz. Son 1,5 sene icerisinde yayinladigi toplamalar yuzunden bazi muzik severler tarafindan "cepten yemekle" suclansa da, gercek "manic taraftarlari"ninda bildigi uzere, Manic Street Preachers; 2003 basinda -bu toplamalar icin urettigi- taptaze 6 sarkisini (There by the grace of god / Automatic Tecnicolor- CD1 B-side / Its all gone- CD1 B-side / Unstoppable Salvation CD2 B-side / Happy Endings CD2 B-side / 4ever Delayed) sadece Japonya'da basilan "Forever Delayed EP" isimli calismada toplayarak muziginin nereye aktigini butun kokten manicsci cahillere gostermekle kalmayip, "Know your enemy" nin de su ana kadar ki "manics muzik turleri"nin gercek bir karmasi ve bir cesit "best of" u oldugu savinin altini bir guzel cizmis; toplamalarla da yillarin muhasebesini ve alacak/borc hesaplarinin 10yil-sonu dokumunu almis, Manics'in 2.bolumune hepimizi hazirlamis, ve hatta kendilerinin "10 albumluk buyuk gruplar" klasmaninda, bizi ve kendilerini daha da yaslandirarak, yavas yavas yerlerini alacaklarini bir guzel manyellemistir. Sizlere iyi yolculuklar dileyip, tum Cardiff yolcularini 3 numarali perona davet etmeden once, Manics'in , daha once David Bowie'nin 12 ve T Rex'in ise 13 (bunlara ek olarak: U2+Moody Blues+Chris Rea+Adam Ant+Strangelers+Thin Lizzy+Mercury Rev+ daha onlarcasi var) albumunde produktorluk yapmis unlu produktor "Tony Visconti" ile Kasim 2003 icerisinde 5 yeni sarki kaydederek (http://www.tonyvisconti.com/news/nov03.htm) , ruj lekeleriyle dolu glam mevzusuna geri donme sinyalleri verdigini, kayitlara Subat ayinda kaldiklari yerden devam edeceklerini, kisacasi 7. albumlerinin belkide baharda cikacagini, albumde 90lar oncesi "az/oz/cok calisilmis" uzuncalarlar gibi 10 civarinda track olacagini ve N.Wire'in bu album icin "elegiac pop" tanimlamasi yaptigini, tum manic turizm yolcularina bildiririz (Acilde yerinizi ayirtin).
Besiktas-Taksim-Esenler-Cardiff hatti yolculari !! Harekete geciyoruz, lutfen aramizda "Unstoppable Salvation" sarkisini dinlemek icin kucucuk de olsa bir cabada bulunmayan ve sabah namazinin sunnetini kilmayan kalmasin, gunes dogmak uzere.
Manic turizmi sectiginiz icin tesekkur ederiz.
|
 |
|
 |
Sevgili ManicBrown cemaati,
Lutfen saflarimizi biraz sIklastiralim. Bu soguk bayram gununde camimize gelen cemaatin bir kismi disarda kalmistir, biraz sIkIsalim.
Biliyoruz ki pek cogunuz 90larin basindan beri "the stone roses" dinleyerek diyardan diyara yolculuklar yapip, "mancistirdan babam ciksa dinlerim" mantigiyla, her turlu hissettiniz icinizdeki acilari. The Stone Roses' in saman alevi gibi parlayip, ikinci bir donus yapamamasinin acisini ise kimileriniz hala daha hissederken; Hak'kin yolunu secip, "I.B. birdir tektir" diyenleriniz ise, Hz. Ian Brown (S.A.V.) un solo albumlerini dinleyerek iman guclerine guc, muzikal ufuklarina ise sinirsizlik bahsettiler.
Peki niye maymunlar krali icin "birdir/tektir" , "golden greats albumunde 10 degisik sure bulunmaktadir" , "Bre deyyus bilmezmisin ki bir ian brown cd`si ormanda 10 cd degerindedir"gibi abartili tanimalamalar yapti bazilariniz? Evet, cevaplar cesitli. Ama su kadarini biliyoruz ki; "en az iyi muzik" dinine inanmis siz muzikaseverler , 98 de IB nin ilk albumu "unfinished monki business" daki "corpses in their mouth" suresiyle hafiften killansaniz da, 2000 de "Golden Greats" vahiy yoluyla IB ye inene kadar, kendisinin cemaatimizin ruhani liderlerinden biri oldugunu farketmediniz.
Hic dinmeyen "golden greats" okumalarinizda ise vardiginiz sonuc su oldu: "Keske bu bir stone roses albumu olsaydi" . Cunku sozler yine duman yine duman, melodi ise daha oncelerde bahsettigimiz "melodi erozyonuna" karsi, basit ve sIk dikilmis klavyelerle desteklenmis (ian brown cocukadam olup / ilkokul kokan bestelerle girismis olaya, belli ki / ama bu 'set my baby free' ve 'golden gaze' gibi surelerin girizgahini nasil kotardiklarini aciklamiyor / belli ki bir additional programming soz konusu / kim olaki bu eklemelerin sahibi?) , ama yeri geldiginde de en derin triplerimizi yasatiyor, hatta Neptun'e Mars'a goturuyor bizleri, hem de gunduz vakti. Vuruslar yerimizden hipletiyor, gitarlar arkadan bindirme yapiyor - ellerin dert gormesin Aziz Ibrahim.
Ha hu darken, "music of the spheres" isimli, dini kitabimizin 3. parcasi iniyor yeryuzune. E tabi, Ian Brown (S.A.V.) bu; euzu-besmelesiz baslar mi hic Ise ? Daha acilisa "F.E.A.R." isimli hadis-i serifi yapistiyor; hem de asla ciddiye alinmayan, primitif zekanin basit ve en buyuk kesfi, ortaokul asklarinin en cok rastlanan disavurum sekli, akrostif teknigini kullanarak, birakiyor topu uzanamayacagimiz koseye:
Fantastic
Expectations
Amazing
Revelations
Bu noktadan sonra sizlerde en iyisini yapip, bu albumlerin muzik turleri icerisinde hangi "genre" a girdigini bulmaktansa, sevdiginiz muzik turlerini sayarken, turlerin arasina bir sinif daha acip, adina da kisaca "Ian Brown" diyorsunuz (stone roses'in solisti olanla karistirmayalim - bu bir muzik turu olarak Ian Brown)
Tun bunlardan sonra 41 yasindaki Ian Brown'dan yeni bir album ve yeni numaralar beklemek ne kadar dogru olur bilmiyoruz. Ama muzik tarihine yaptigi 3 albumluk katkiyla, 98-03 arasini Ian Brown muzigi diye yeni bir turle muhurledigi kesin. Okudugumuz roportajlarindaki sarip sarmalayan havasi, sozlerinde derin sembolizm, manics'ten az/biraz farkli olarak onemli filozof ve dusunurlere hic caktirmadan yaptigi gondermeler ise ayri bir bilgi yumagi.
Kafamizda "bize bisey olmaz , biz zaten her tur muzigi dinledik, duymadigimiz yeni bir sound yaratan bir muzisyenin cikmasi cok zor" seklinde dolanan butun tilkileri ters koseye yaratan adam olmasi hakkinda verdigimiz , yanli "trash surplus" yorumlarini bir kenara birakip, bu yazinin esas yazilma sebebi olan konuya gecelim.
|

|
Under the Influence, bilenlerinizin zaten cok sevdigi ve bayiilerinden israrla istedikleri, bilmeyenlerinizin ise bizim de tavsiyemize uyarak pesinden kosturacagini umdugumuz cok degerli bir compilation serisi. Ileriki programlarimizda deyinecegimiz "Back to mine" serisi ile gonulleri feth eden DMC records'un 2003 yilinda basladigi yepyeni bir seri (Six Degrees Records'un da DJ Spooky ve east coast'un en iyi turntable cisi Rob Swift' e mixlettigi 2 Cdlik bir Under the influence serisi var - ne yazikki bu serinin devami gelmedi hic bir zaman).
Her iyi compilation serisi gibi tabi ki "under the influence" serisininde bir amaci ve misyonu var: Muzik dunyasinda kendi stilini yaratmis ayriksi muzisyenlerin ic dunyasina girmek, onlarin muzik zevklerini anlamaya calismak, cocukken neler dinlediklerine bir goz atmak, benzersiz muzik zevklerinden faydalanarak, unutulmus -kesfedilmemis kayitlari gun isigina cikarmak, ve en cokta onlari kimlerin etkiledigini tespit etmek , esin kaynaklarini bulmak. Anlayacaginiz, muthis bir profesyonellikle, cok kiyak DJler tarafindan hazilanmis, dance, chill-out ve benzeri toplamalarindan farkli olarak bu serinin en buyuk ozelligi; secilen sanatcinin burn ettigi, en sevdigi sarkilari dizdigi, hepimizin zaman zaman yapip arkadaslarimiza hediye ettigimiz toplamalar havasinda hazirlanmasi, yani turler arasinda hic cekinmeden gecisler yapmasi, ve yapisi dolayisiyla secilen sarkilar arasindaki uyum ve kimyanin ust seviyede olmasina dikkat edilmemesi , aksine bunun goz ardi edilmesi.
Su ana kadar bu ilgi cekici seriye bulasip, muzik zevklerini ifsa eden arkadaslar ise sunlar: Paul Weller, Beatiful South elemani Paul Heaton, bu tip islere bulasacagini hic beklemedigimiz Morrissey ve king monkey (monki) Ian Brown.
Digerlerini bilmiyoruz ama I.B. dayamis-dosemis bir guzel ve 16 tane sarki secmis siz manicbrown cemaati icin; fakat gelin gorun ki, bu 16 sarkinin 15 tanesini hic duymamis olmamizin nedeni, bizim cahilligimizden cok, I.B. nin akillara durgunluk veren ilginc muzik zevki saniriz. Yillardir cesitli toplamalar dinledik dinlettik, ama acikcasi bunun - gibisini gormedik. Bilenler bilir, I.B.buyuk bir soul - reggae ve hip hop asigi (Hip-hop muzige burun kiviran ama dini imani ingiliz gruplarini dinlemek olan hip hop karsiti muzikaseverler: uyanin artik / biz anladik hatamizi muzikleri ayirmayi biraktik / siz de gorun bulun dogru yolu) ve bu toplamada bu 3 tur ustune uzmanlasmis bir muzik zevkini yansitiyor:
Seckisini iki adet rap/ hip hop sarkisi ile aciyor IB: "Sefton the DJ Mad Face"in Stone Roses konserlerinde acilis sarkisi olarak caldigini belirttigi bir GENIUS / GZA sarkisi -ki bu sarki tuyler urpertiyor / sample sanatinin doruklarinda dolasiyor-ve bir Malcolm X konusmasinin en iyi kullanildigi sarki oldugunu iddia ettigi baska bir east coast lu BRAND NUBIAN .
Burdan sonrada reggae ile baslayip soul, funk ve hatta punk'a duraklarina ugrayan bir yolculuga cikartiyor bizleri. Bob Marley kadar unlenmemis ama en az onun kadar iyi Jamaikali ve Ingiliz reggae sanatcilarini ard arda siraliyor: 80lerde verdikleri bir konserlerinde dinleyici olarak bulunarak hayatinin en iyi gecelerinden birini gecirmesine neden olan BURNING SPEAR, mencistir isci sinifina yol gosteren- JUNIOR BYLES, mencistirda korsan bir radyo istasyonunda ilk kez duydugunda got oldugunu soyledigi -BUJU CANTON, 77'de 14 yasinda bir veletken kendisinin reggae zevkine isik tuttugunu soyledigi - THE CLASH, dans pistlerinin ve dans muziklerinin ruhsal ve muzikal kokenin reggae de olduguna inanan jamaika asilli bir ingiliz olan - PAPA LEVI, ve yeni donem Jamaika lilardan SIZZLA.
Albumun 2. yarisinda ise reggae faslini kapatip 70lerin soul, funk ve ozelliklede northern soul ve Motown sanatcilarina daliyor, muzik zevkiyle isik tutuyor hepimize I.B. 89 yilindaki Roses tunesinde konserlerden once dinleyerek havaya girdiklerini soyledigi 73 yapimi - CYMANDE, F.E.A.R. bestesinin esin kaynagi , baska bir Motown Soul klasigi - EDWIN STARR, 10lu yaslarinda bolca dinledi, kardesini yatakta ziplatan ve dans etmek isteyen herkese tavsiye ettigi baska bir soul/funk yorumcusu ISLEY BROTHERS, 14 yildir plagini aradigi ve bu yuzden sadece arkadasinin verdigi kasetten dinledigi 86 yapimi bir "Hacienda" sarkisi (bu sarkiyi Hacienda zamanlarinda cok dinlemis..hani hepimizin sahip oldugu bar sarkilarindan) - OSIRIS, War on bullshit, pis bir cinayete kurban giden funk/soul sanatcisi LARRY WILLIAMS, albumun tek bildigimiz sarkisi, efsanevi BOBBY WOMACK - 110th Street (I.B., Harlem'in ghetto larin baskenti oldigi ile ilgili bir notu var bu sarki icin), bulunmasinin cok zor ve pahali oldugunu not dustugu baska bir 7 inch "northern soul" klasigi - THE DE-LITES, ve cok sevdigini soyledigi gospel tarzindan bir ornekle - DOROTHY LOVE COATES, (rock'n'roll / blues / soul / jazz gibi tum onemli turlerin kokeninin cevabi oldugunu vurgulamak istercesine) esin kaynaklarini anlatmaya calistigi bu guzel albumu bitiriyor Ian Brown. Aciklamaya calistigimiz sarki notlarinda ise bizimde yaptigimiz gibi sevdigi sanatcilari yuceltmekten ve abartmaktan cekinmiyor; nerdeyse hemen hepsi icin "dinledigim en iyi sarki" - " yasayan en buyuk yorumcu" tanimlamalari yapiyor.
Sevgili cemaat-i manicbrown,
IBadetimizi yaptik, obur dunyada ki yerlermizi daha da bir hak ettik , daha
da bir gonlumuzu zenginlestirdik. Bize bahsedilen bu nimet-i mukerrer
sofradan kalkarken biz muminlere de kapanis suremizi zikreylemek kaliyor.
Her gun demiyoruz bunu , her cuma diyoruz. Olmuslerimizin ruhuna ve
3 kuluvallah bir elham niyetine asagidaki dualari, her cuma okuyalim, okutalim:
everymanicbrownman,
i will go with thee
and be thy guide
in thy most need
to go by thy side
Bu manic ve ian brown sevenlerin duasidir, kim olursan ol gel !!!
la havle billahil manic-ul sadakattul brown, elemtere teyyul yorke'ullah
sumner-el katti muleyyil temasah, fesupana johhny marr-ül, sirad-al muskatim
shadow.
sadak allah-ul jdb
Ve milli marsimizla bitiriyoruz, lutfen sapkalarimizi cikaralim, bayraga donelim, sag elimizi kalbimize koyalim, ve esas durusa gecelim:
Pass the mic
Believe the hype
JDB is flying the kite
Come in to the valley where the sun don't shine
Standing in the shadow of a colliery mine
Face the mic, 'cos I'm a righteous type
I'm a night time sleeper, day time preacher
"Trash Surplus muzik doktorlari ve hastalari"
|
 |
|
| HATIRLATMALAR |
| |
Muhtemelen biliyorsunuz ama,
- Manchester City'nin FA Cup 4. tur macinda, ulkemizdeki
bazi futbolseverlerinde hala daha akillarindan
cikmayan, dunya futbol tarihinde cok az ornegi
bulunan, ilk yari 0-3 gerideyken, ikinci yari
"kazanmak icin sahaya" cikarak, 4-3 yenme estetigini,
Totenham Hotspur'a 92 de attigi son golle
unutulmayacak bir sekilde gerceklestirdigini, ve
citayi biraz daha yukseltmek adina bunu 10 kisiyle yaptigini,
- Snoop Dogg'un butun roportajlarindaki bilge ve sakin konusma stiline karsin, onumuzdeki gunlerde vizyona girecek 2 komedi filminde daha saklabanliktan saklabanliga kostugunu,
- James Dean Bradfield'in , BBC de yayimlanan yilbasi ozel Jools Holland showu icin , bir orkestra esliginde Rolling Stones'un Out of Time' ini coverladigini, meraklilarin bunu internetten bulabilecegini,
- Meksikali Alejandro González Iñárritu'nun Amores Perros'da uyguladigi -degisik hikaye ve insanlari birlestirme- formulunu "21 Gram" agirligindaki bir filmle, hepinizin sevgilisi B.DelToro ve S.Pean (bide N.Watts yavrusu) esliginde pek yakinda hepimize sunacagini,
- Paul Oakenfold yavsaginin da en sonunda hizaya geldigini ve gecen sene
cikarttigi cift cd lik "Great Wall" isimli toplamasinin 2. CD sinin
acilisini, basarili bir sekilde mix ledigi Ian Brown - F.E.A.R ile
yaptigini,
- Son yillarda electronic / downbeat muzige sekil veren iki guzide grup, Air
(Talkie Walkie) ve Zero 7'in (When it falls) yeni albumlerinin cok taze
ciktigini,
- John J. Rambo icin "onu tanri degil, ben yarattim" dedigi Albay roluyle bircogumuzun hafizasinda yer kaplayan Richard Crenna'nin 1 sene once hakkin rahmetine kavustugunu, ancak henuz haberimiz oldugunu,
- Son yillarda ilac bagimliligi ve depresyon sorunlariyla gittikce dusen, Pirene ve Alplerdeki tirmanma suruslerindeki ustaligiyla nam salmis, tum spor disiplinleri goz onune alindiginda zorluk derecesi acisindan ilk sirayi ceken "Fransa Bisikler Turu" nu, 98 de Jan Ulrichh 'I soguk hava ve yagmura ragmen madara ederek kazanan , 2 kulagindaki halka kupeleri ve bandanasi dolayisiyla "The Pirate / Il Pirata" lakabiyla anilan, 34 yasindaki unlu bisikletci Marco PANTANI'nin bir otel odasinda olu bulundugunu,
-
Formula-1 de tam-otomatik vites kutularinin yasaklandigini, bu yuzden de vites degisikliginin tamamiyle surucu kontrolunde oldugunu, "launch control" un bu sene kullanilmayacagini ve startta harekete gecmek icin suruculerin bir debriyaj-mekanizmasi kullanmak zorunda kalacagini, surucu becerisinin on plana cikacagini ve startlarin daha da zevkli gececegini,
bir yandan Schumacher'in sezonun ilk Grand Prix si Avustralya GP'de pole position basladigi yarisi birincilikle sonlandirdigi ve kirmayacagi rekorun kalmayacagi sinyalini verdigini,
-
43 yillik Barbie ve Ken askinin sona erdigini, her ne kadar bu konuda Barbie adina turlu sudan sebepler (tekrarliyoruz, sudan sebepler.. icinde gectigi minvale dikkat) one surulse, hatta Ken evlilik konusundaki isteksizligiyle suclansa da, bu ayrilikta Barbie'nin Avustralyali surfcu Blaine olan ilgisinin pay sahibi oldugunun iddia edildigini,
- Formasi Liverpool Hall of Fame'ine kaldirilmaya aday Micheal Owen'in aslinda cocuklugunda ezeli rakip/ebedi dusman Blues yani Everton taraftari oldugunu,
- Adi olmayan kadin Hale Soygazi'nin bir donem Ahmet Ozhan'la evli oldugunu,
- 10 yili askin suredir (en az) album yapmayan Guns n' Roses'in Ariel Ortega misali arapsacina donen, 2 yildan fazla suredir beklenen "Chinese Democracy" adli albumun tekrar ertelendigini, bu kez yuzleri tutmadigindan oncesinde, arada bir best-of umsu yayimlayarak homurtulari gidermeye calistiklarini,
- "Kisa kes Aydin havasi olsun" sozunun, Aydin yoresinden herhangi bir oyun havasi, veya folklor oyunuyla alakasi olmadigini, sadece cok Aydin'in degisken havasiyla ilintili oldugunu,
- Trigonometride ses benzerligine uymayan sekilde Cosecant'in hala 1/Sin, Secantin da 1/Cos oldugunu,
- Muzik endustrisiyle bir turlu yildizi barismadigi icin yaklasik 7 yildir album yapmayan (since Maladjusted, 1997) Morrissey in Nisan ayinda yeni albumunun (You are the Quarry) yayinlanmasinin beklendigini, bu konuda oldukca karmasik duygulara gark oldugumuzdan ve henuz hislerimizi damitip ayristiramadigimizdan simdilik caktirmadan boyle bir hatirlatma olarak gectigimizi,
HATIRLATALIM. Ama bir ara bunlari unutmayi unutmayin…
|
 |
|
| HAYATIMIZI KAYDIRAN ONEMSIZ FILMLER: Surf Felsefesi, Endless Summer ve Big Wednesday |
| |
Ustnot: Yeterince zaman ve yeterince parayla, hayatinizin geriye kalanini, dunyadanin ce$itli noktalarinda yazi takip ederek gecirebilirsiniz(1). Bitmeyen Yaz.
Ustnot 2: En buyuk gunler daima Car$ambalari tarihteki yerlerini alir(2). Buyuk Car$amba.
Bilgimiz ,hafizamiz ve sallama gucumuz yettigince, sizlere 66 yapimi Endless Summer isimli bagimsiz surf belgeselinden yola cikarak => Surf Felsefesi, ve bu filmin haleti ruhiyesinden yola cikarakta => oncelikle Big Wednesday ve John Milius olmak uzere, yol ustunde rastladigimiz diger filmler hakkinda da atip tutacagiz. Umariz ciktigimiz yollari unutmayiz ama sonuc olarak olayi basina bagliyacagiz , her yolun basladigi noktada bitmesi gibi. Izleyiniz:Dreamcatcher (3)
Surf yapma sanatinin 50lerin bir noktasinda Guney Kaliforniya'li bazi aylaklar tarafindan bulunmu$ olmasi kuvvetle muhtemel. Tabi beraberinde buyuk bir "aylak felsefe" getirmesinin pasifige olan yakinliklada ilgisi var saniriz. Her ne kadar biz Akdeniz iklimi cocuklarina 2 kita-1 okyanus kadar uzak olsada anlamak cok zor degil bu "cografyasi olmayan" aylak felsefeyi. Ilk baki$ta yeterince para ve zamani olak yaki$ikli cocuklara atfedilsede bu eylem, tabiki baslangic noktasi boyle degil.
Ilk momentum ve aki$ dinamigini (Dersini Aliniz: Aki$kanlar Mekanigi - I) 50lerde tum dunyada sayisi sadece bir kac yuz olan "eski ekol" -old guys rule- surfcuden alan bu ba$layi$, gunumuzde artik eski felsefesinden cok uzakta , koca bir giyim endustrisinin parcasi olarak, $an , $ohret ve bolca para sahibi olan profesyonel surfculerin kontrolune girmi$ durumda.
Aslinda aylak ve basina buyruk adamlarin ic dunyalarini dengelemek icin birsey surmeye ihtiyac olduklarina dair hic bir kanit yok elimizde. Ama 100yil kadar once collerin ortasinda at suren kovboylar, surdukleri kaykaylariyla asfalt dunyayi eskiten yeni yetmeler, 2 ve 4 tekerlekli aletlerle yol yapan yalnizlar ve pasifik sularinda dalga suren surfculer, hepside surulen/suren paramatreler ta$iyan, uzun zamandir suregelen bir formulun parcasi.Tabii bize bunlari du$undurten az sonra bahsedecegimiz BIG WEDNESDAY ve ENDLESS SUMMER isimli "kayip filmler" degil sadece. Bu filmlere destek cikan, beraberce buyuk bir butunun serisini olu$turan, surf muzikleri ve belgeselleri, surf konulu fotograf ve graffitiler, rahatca ayriliklari farkedilen bir giyim stili, bunlara uyan icki ve icecekler seckisi, ve hatta hafiften hal ve duru$a kadar etki eden kucuk bir hayat anlaya$I, surf felsefesi.
Arkadan, onden, sagdan ve soldan taralamadan, yani filmlerimize gecmeden once, AIR isimli, 30 lu ya$larini devirdikten sonra yaptiklari, cok sakin, cok yerinde, gormu$-gecirmi$ muzikle adlarini duyuran, o ya$tan sonrada "ulan $imdi genclik kaygilariyla dolu, 10larin sonu 20lerin ba$inda olmak vardi anasini satiyim" diyen, chill-out teknik universitesi elektronik muhendisligi bolumu mezunu Fransiz ikilinin, "All I need" isimli bestelerinin video'sunda gozumuze carpan - muhtemelen- cok gurultulu bir "punk" turevi dinleyen genclerin, bu bizim aylak surfculerle ayni tornadan cikmi$ olmalari ihtimalininde, ba$ka bir "dipsiz kuyu amerikan sinemasi" sallamalarimiza konu olabilecegini belirterek, bu acili /kaygisiz kay kaycilarin 5 dakikalik kisa belgeselini bizlere sunan yonetmen Mike Mills'e(4) buradan sevgi/saygi/eyvallah diyoruz.
Mevsimlerden Yaz :Endless Summer (1966)
Daha sonralari motorsikletlerle ilgili yapacagi bir belgesel filmle Oscar bile alacak olan surfcu Bruce Brown'un bir kac amator surf belgeselinden sonra cektigi bir ruya ENDLESS SUMMER. (1966). Bikinili kizlarla dolu olmayan, beach partilerinden bi-haber, guzel oldugu tartisilmaz ama surfle alakasiz Beach Boys muzigine arka cikmayan ve -saglam kadin yonetmen K. Bigelow sayesinde- POINT BREAK'te (1991) gordugumuz bol testestoronlu surfculere asla pabuc birakmayan cinsten, yapilmi$ ilk ciddi surf filmi. Aslinda film demek dogru degil cunku kullanilan di$ cekimlerin havasiyla, amator oyunculariyla, ve yok denecek kadar az butcesiyle hic bitmesini istemeyeceginiz bir belgesel daha cok. Belgesellerin dusuk butceli bagimsiz yapimlar olduklari muhakkak. Ama bu bir cok belgeselin derdini anlatmasi icin iyi-kotu bir senaryoya ya da yonetmenin kafasinda olu$turdugu -i$ledigi konuyu anlatirken izleyecegi- yazili bir duzenege sahip olmasina engel degil. Bunu belirtiyoruz ; cunku Endles Summer'in takip ettigi ne bir senaryosu ne de bir hikaye kurgusu var, kullandiklari tek $ey kucuk olcekli bir Dunya haritasi sanirim. Ne star oyuncular, ne politik bir konu, ne de izleyiciye sunulan bir senaryo. Tum bunlarla beraber zaten otomatik olarak bagimsiz ilan edilen belgesel film dunyasi icinde de yeni bir sinif aciyor ve 2 kere bagimsizligini ilan ediyor, Bitmeyen Yaz.
Basit anlatimina -genc kizlarin ilk goruste a$ik olabilicegi cinsten- 60lar ekolu gencecik iki surfcuyu tanitarak ba$liyor bu kayip film.Yapacaklari $ey zaten alip goturuyor biz Akdeniz cocuklarini…Evet, filmin tek amaci var …yeterince para ve zamanla, dunyanin yaz aylarini ya$ayan, havanin surekli kar topladigi, tropical iklimlerinde bitmeyen yazi takip etmek ve kusursuz dalgayi (surfcu jargonunda "perfect wave") aramak. Tabi bizler gibi filmimizin cocuk ya$taki kahramanlarini da sarip sarmaliyor bu fikir. Biraz du$unmek kafi zaten…10'larin sonu 20lerin ba$indasin ve bir belgesel yonetmeni , onunla dunyayi dola$ip dola$mayacagini , Marco Polo ruhuna erip daha once surf yapilmami$ denizlere ilk kez surf tahtasi degdiren, surf yapmanin kimsenin aklina gelmedigi- bakirligi alinmami$ dalgalari ilk kez suren adam olup olmak istemeyecegini soruyor…Kabul etmeleriyle de, filmin kilit uclusu, yonetmen Bruce Brown, surf dunyasinin unsuz peygamberleri Mike Hynson ve Robert August'un sonradan cok buyuyecek olan surf dunyasinda "efsane" olmalarinin temeli atiliyor ve hemen sonrasinda surfculerin Kabe'si Guney Kaliforniya'dan yola cikiyor film, bir daha hic durmamacasina.
Oyle bir yolculuk ki, en bol butceli macera filmlerinde - bu konuda uzmanlik, James Bond ve sonrasinda Indiana Jones filmlerine aittir- bile goremeyeceginiz kadar cok fazla mekan ve cografyaya sahip. Oyle cografyalar ki , hem Dunya'nin internet ve teknoloji yiginlari yuzunden le$$$ gibi kokmaya ba$laMAdigi 40 yil oncesine ait, hem de Travel Channel sahteciliginden cok uzakta.Yonetmen Bruce Brown kendi sesiyle o kadar guzel anlatiyor ki butun hikayeleri ve gidilen yerleri (sanirim Bruce Brown anlatimi -narration- diye bir $ey var sinema dunyasinda ya da artik olmali), eger biraz olsun bizler gibi filmlerin icindeki dunyaya girmeye merakli bir sinema severseniz, kendinizi zaman kapsulunde bulup, ba$liyorsunuz gezmeye. Film degil, kredi kartinizin mil doldurma rekorunu kirmaniz icin tasarlanmi$, "Gana, Senegal, Guney Afrika Cumhuriyeti, Avustralya, Hawai, Tahiti, Yeni Zelanda ve yanyana 10binlercesinin oldugu Pasifik Adalari"na gisi$-donu$ bilet sanki. Kelimelerin anlatamadiklarini ise The Sandals'in, Dick Dale'in kolay kolay sagda solda duyamiyacaginiz sakinlikteki gitar tinilari, ve simdilerde pek ilgi cekmeyen diger surf muzikleri anlatiyor.
Ne tur filmlerden ho$lanirsaniz ho$lanin, kac ya$inizda olursaniz olun, skora bir etkisi olacagini sanmiyorum. Cunku elimizde bazi gercekler var: Film boyunca hic bir senaryoya bagli olmadan $ans eseri ya da o ani "ya$ayarak" ba$larindan gecen ilginc olaylar, buyuk butceli filmlerde yapildigi gibi daha once film cekilecek mekani inceleme firsati olmaksizin o ani "hissederek" yakaladiklari e$siz goruntuler, eski ekol surfculerin ya$adiklari mutevazi ya$am ve hayata baki$lari, cok basit ama surekli gulduren "sakinle$tirici" espri anlayi$lari, Dunya'nin cesitli noktalarindaki insanlarla sanki oranin yerlisiymi$ gibi guclerini dalga ve denizden alarak kolayca anla$malari, bombo$ sahillerde hic bir $eyi du$unmeden sadece ama sadece sevdikleri icin amator ruhla surf yapmalari, filmin bir noktasinda Afrika kitasinin issiz bir plajinda gercektende "kusursuz dalgayi" bulmalari , ba$ladiklari yolcugu kurali bozmayarak Guney Kaliforniya'da bitirmeleri, butun hikayeyi aylak/umursamaz/sakin ve hatta sevecen bir sinema diliyle anlatmalari , en sonunda da sanki hic bir sey yapmami$ gibi, insanustu bir sakinlikle, filmin cekilmesi ve surf yapmalari icin en onemli $eyi, yani dalgalari saglayan mitolojik tanri Neptune'e te$ekkur etmeleri…..hepside bu filmi sonuna kadar izlenir kiliyor.
Dipnot 1: 66-67 ki$inda gosterime giren Endless Summer, Amerikada dagitimci bulamamasina ragmen Brown'un kankalarinin (Paul Allen) kapi kapi gezerek filmi irili-ufakli bircok sinema salonunda bizzat oynatmasi sonucu hic beklenmeyen bir ilgi gormu$ ve unu kulaktan kulaga yayilmi$tir. Hemen akabinde de Bruce Brown surf dunyasinin CASSAVETES'I ilan edilmi$ ve haliyle de dagitimcilarda hizaya gelmislerdir.
Dipnot 2: B.Brown, 71 de "On Any Sunday" isimli belgeselle, Endless Summer da ki tarzini motorsiklet yari$cilarinin dunyasina uygular ve motorsikletlerden ve bu kulturden haz etmeyenlerin bile sevecegi cinsten 16mm. lik (!) bir box-office hitiyle Oscar alip, mali acidan da iyice duzluge cikar.
En dipnot: 94 te ise 20 yil ara verdigi film cekme mevzusuna ve manifestosunu yazdigi (Yeterince zaman ve yeterince parayla, hayatinizin geriye kalan kismini dunyadanin ce$itli noktalarinda yazi takip ederek gecirebilirsiniz) aylak felsefeye geri doner; 2 genc surfcu ve rotaya eklenen yeni cografyalar e$liginde (Alaska, Fransa, Endonezya $u an aklima gelenler). Elbette bu sefer tum surf dunyasi hazirola gececek, Sunny Garcia, Gerry Lopez(Endonezya), Tom Curren (Fransa) ve John Whitmore (Guney Afrika) gibi efsanevi surfculerin goruntuleride bonus olarak filmdeki yerini alacaktir.Yeterince $ansli gununuzde iseniz IntersIkar'da tesbit edebilirsiniz.
Bir daha yaratilamayacak bir film: Big Wednesday (1978)
Belkide tum zamanlarin en saglam "unlu olmayan" hatta kimilerine gore dandik filmlerinden(5)…3 korkusuz SURFcu…hani $u butun plajlarda isimleri dilden dile efsane gibi dolasan ; en uzak sahillerde bile yuzlerini -o yillarda ileti$im araclarinin ve resimli medyanin gunumuze kiyasla bu kadar geli$mi$ olMAMAsindan mutevellid- daha once kimse gormemesine ragmen, tanindiklari anda herkesin birbirine gosterdigi "cool"(kaygisiz) adamlar...En buyuk dalgayi bekleyenlerden… Sadece son bir buyuk dalga.
Milius'un "cool" cocuklari tabi ki diger surfculere benzemez. Zaten Big Wednesday' de diger filmlere pek benzemez. Surf degil, surfculer uzerine bir film.--Quentin TARANTINO, ilk unlu olmaya ba$ladigi yillarda afi$e ettigi film zevki aciklamalarinda, Big Wednesday'den de bahsedecek ama nedendir bilinmez, "surfculer bu filmi haketmiyor" diyede bir ek du$ecektir-- EASYRIDER nasil sadece bir motorsiklet filmi degil de, ayni zamanda bir yol filmi, bir hayat filmi ise BIG WEDNESDAY'de sadece bir surf filmi degil, arkada$lik ve hayat uzerine de bir film. Daha dogrusu bir arkada$lik hikayesi. Hepimizin sahip oldugu eski arkada$larin hikayesi. Bir yandan eski ve iyi arkada$larin her zaman beraber olamayacagini anlatirken, ote yandan da eski ve iyi arkada$larin gecen zamanla apayri fiziksel ve zihinsel ko-ordinatlarda bulunsalar bile, hic bir zaman birbirlerini unutmadiklari uzerine de bir film. Aralarinda gecen her$eye ragmen, son bir geri donu$, son bir bulu$ma ve son kez bir buyuk dalganin yanyana bekleni$i…Bir jenerasyonun sadece "external behaviour" denilen uzantilarinin (sac stili-surf-muzik-elbiseler vs.) degil ayni zamanda icsel degerlerinin de (internal values) 2 boyutlu duzleme yansitildigi bir film(6). Tamamiyle eski arkada$larin efsanevi bulu$malari ve yillar sonra tekrar bir araya gelmeleriyle ilgili. Kisacasi hepimizin icindeki -tatli- aciyi hissettiren guzel bir film.
$imdide bu kacirilmi$, unutulmu$, --bilMEdigim kadariyla 90larin bazi noktalarinda ulkemizdeki ozel TVlerde, bir kac sinefil yonetici tarafindan (muhtemelen kendi arsivlerinden dogru) ya da birilerinin elinin kayip yanli$ bandi yayina koymasi sonucu TC sinirlari icerisinde de 2 kez tesbit edilmi$ olan -- kayip surf filminin her nasil olupta ayni halet-i ruhiyedeki insanlari bir araya getirmesi ve bunun dogal sonucu olarakta kendi capinda bir hayran kitlesi olu$turmasinin sebep/ler/ine gelelim:
Tabi bana sorarsaniz, en ba$ta John Milius gibi 70ler Hollywood'unun gordugu en aranan senaryo (7) ve hikaye yazarinin (aslinda o bir tarihci, okuluna gitmesede..) az sayida cektigi filmlerden biri olmasi zaten filmin bir $ekilde sinema tarihindeki yerini almasini sagliyor. Senaryolarinda ve filmlerinde bol testestoronlu duvar delen cinsinden erkek karakterleri merkeze yerle$tiren, kadin karakterlere ise daima yardimci roller layik goren Millius'un "ahanda $u anda" aklimiza gelen onemli senaryo ve hikayelerini bilenler icin hatirlatma, bilmeyenler icin ise bir kadeh tek buzlu martini niyetine (8) "kisaca" anlatmaya cali$alim.
Diry Harry serisinin acik ara (bence) en iyi filmi olan , sag alt koseden fa$ist bir polis, sol alt ko$eden de i$lemeyen burokratik sistemin icinde kendi kurallarini uygulayan vah$i bir anti-kahraman olarak yansiyan Harry Callahan'in hikayesini anlattigi 70ler action'i MAGNUM FORCE (9)(1973),
yazmakla kalmayip ayni zamanda yonettigi , Public Enemy #1 ilan edildigi FBI tarafindan planlanan kalle$ bir pusu ile rahmetli olan, cagda$ Robin Hood , vah$i romantic, unlu soyguncu John Dillenger'in hayat hikayesini anlatarak popular kulture ve yakin tarihe katkida bulundugu DILLENGER(10) (1973),
(muhtemelen yazarina ve adina internette yapilicak kisa bir ara$tirma ile ula$abileceginiz) bir romandan adaptasyonunu yaptigi ve bol sakalli adam F.F. Coppola'yi Oscarlara bulayan, orjinal versiyonunun uzunlugundan kimsenin emin olamadigi (Brandolu,Sheenli,Hopperli,Fishburnelu,Fordlu) "saganak napalm yagmurlu"APOCALYPSE NOW (1979),
ulkemizdeki cizgi roman okur ve koleksiyoncularinin en favorisi "Kimmeryali Conan" I anlattigi, genellikle becerilmesi cok zor olan cizgi roman okurlarinin begeni ve takdirini kazanma mevzusununda ustesinden geldigi, CONAN THE BARBARIAN (1982), ve Tom Clancy'nin CIA ajani Jack Ryan(11) maceralarini anlatan EXTREME PREJUDICE(1987) ve CLEAR and PRESENT DANGER(1994).
Tabii bunlarin yaninda ucretsiz ilave olarak sonradan 3er 5er devamlari cekilicek ilk filmlerden DIRTY HARRY (1971) ve JAWS (1975) 'a yazdigi dialoglar da bazi a$iri sinefil meraklilar tarafindan de$ifre edilmi$ durumda (12). Anliycaginiz Milius, bizden habersiz, adinin jenerikte yazmamasina ragmen bir cok movie brat/brat pack filmine son halini veren, bir donem sinema endustrisinin boktan senaryolari adam etmesi, eksikliklerini duzeltmesi ya da son cilasini atmasi icin agzinin icine baktigi, ve bunlardan bagimsiz olarakta kendi istedigi filmleri ceken cift karakterli gercek bir senarist / yonetmen (13)
Gelelim Big Wednesday'e.
Kiza bir zaman once 2 boyutlu televizyon ekranda tespit edip beyincigimize download ettigimiz - 1900 ba$larinda Fas'ta gecen politik hareketlenmenin , (belkide) Amerika'ya kar$I islam dunyasindan gelen ilk terrorist eylemin ve donemin Amerikan Ba$(dalaylamasi)kani Roosevelt'in tavrinin yansitildigi - "politik/tarihsel macera" , The Wind and the Lion (1975) dan sonra uygun dalgayi beklemeye ba$lar John Milius (14)…Dantellektuel sinema ele$tirmenlerini saymazsak, sinema ogrencileri ve gercek sinema severler icin "en sevdikleri onemsiz film" olabilicek kapasitede bir ba$yapit Big Wednesday. 15 yila yayilmi$ olay orgusuyle butun surfculerin bekledigi cinsten 5 degi$ik dalgayi anlatiyor(15).
Evet, ba$rol oyuncusu dalgalar ve okyanus ; ama filmin muzikleri, inanilmaz buyuklukteki surf partileri, korkusuz surfculerin coklugundan dolayi cikan kavgalar ve guzel yavrular filmin diger agir toplari -bu noktada, Endless Summer'dan ayrilip Point Break'e (16) yakla$iyor filmimiz. Butun bu surf elemanlarinin odaginda ise 3 cool surfcu var . En ba$ta bahsettigimiz cinsten, herkesin tanidigi cool ve yakisikli cocuk, kucuk capli plaj efsanesi Matt Johnson (Jean Michael VINCENT), film boyunca manyakligini bir kac kez ispatlayacak olan mazo$ist Leroy ( Gary BUSEY) (17), ve bu uclunun gercek hayata en yakin olani Jack (William KATT) .
Guzel vucudlu cocukadam surfcu "Matt" kizlarin ve plajin kralidir ama o da ya$landikca her$eyin tersine donecegini ve "kralin olecegini" tecrube edecektir. O da buyuyecek ve aylaklik yillari sona erecektir. Evlilik ve kar$isina cikan gercekler eski zamanlarin degerini ve eski arkada$larini daha da cok ozletecek; tikandiginda ise cikar yolu cogumuz gibi yuksek oktanli iceceklerde ve filmin ba$ka bir kult karakteri olan -- akil dani$ilan / buyuk carsambanin gercek sirlarini bilen / surf, dalgalar ve okyanusu hayatin anlamiyla felsefi bir sekilde birlestirmeyi ba$aran -- "Bear" in yaninda bulacaktir (Sam MELVILLE). Sonrasinda ise Milius bu kli$eyi ters cevirip bizlere sokmayi ihmal etmez tabi. Bu sefer "wiseman" rolu Matt'e gecerken, akil dani$an alkolik ise Bear olur. Gayet normal olarak, 2 saglam adamin soz duellosu filmin hic aklimizdan cikmayan ders verici dialoglarinida yaninda getirir.
Big Wednesday'in Milius tarafindan monte edilmi$ bir diger onemli tavrida Vietnam sava$inin (ve genel olarak sava$larin) hayatlara olan etkisi. Michael Cimino'nun ayni yil (1978), Pensilvanya'dan, yani celik sanayiinin ortasindan, Vietnam'a dogru kayan 3 kisinin (hayatlariyla beraber) hikayesini anlattigi THE DEER HUNTER kadar olmasada, Milius'ta Vietnam'a dokunmadan gecmez. Eski bir surfcu ve cankurtaran olarak cok iyi bildigi surf kulturunu filme yansitmi$tir ama 60larin sonunda yani sava$in gobeginde 20lerinin hemen ortasinda bir genc olmasi sava$ gerceginin defalarca kez kar$isina cikmasinada sebep olmu$, hatta bu surf hikayesinin de icinede sizarak filmin gercekligini biraz daha arttirmi$tir. Bir yandan, sonradan oldukca unlenicek bir askeri muayene sahnesiyle J.M. Vincent ve G.Busey'in kendilerine ait olmayan bu boktan sava$a gitmemek icin yaptiklari hileleri gosterirken, ote yandanda sava$a katilmaya karar veren gencecik W. Katt'i , masum guzelligini iyice on plana cikararak Nam'a gitmeden once -son kez- cok sevdigi dalgalarda tek ba$ina surf yaparken 2 boyutlu ekrana senfonik bir $ekilde aktarir - goruntu yonetmeninin inanilmaz sinematografisi ve kullanilan muzikte yaninda bedava, saka degil- bu filmde buyulu goruntuler var.
(Milius, bu hareketinide -surf filmi icinde Vietnam- tersine cevirmeyi becerir ve 1979 yapimi APOCALYPSE NOW'da neredeyse yarim saat boyunca izledigimiz, raporsuz deli, komutan karakterini (Kovboy $apkali Robert DUVALL) bir surf manyagi haline donusturur. Komutan bolukteki askerlerden birinin Californiali unlu bir surfcu - bu belkide bizim "Jack"- oldugunu duydugunca o gunku operasyonu kisa kesmek icin butun du$man hattini napalm yagmuruna tutacak, bir yandan adam oldurmekle mesgulken ote yandan surfcumuze hafif tahta mi yoksa agir tahta mi tercih ettigini soracak ve tuylerimizi diken diken eden birkac replikten sonra da askerden surf yapmasini isteyecektir -vietnam filmi icinde surf-)
Filmin sonunda (18) ise en buyuk dalgayi yakalamanin zamani gelmi$tir. Artik 3 cool surfcu degil, 3 buyuk sava$ci vardir kar$imizda. Bu noktadan sonra izleyeceklerimiz de, her zaman olum tehlikesini de beraberinde getiren surf yapma sanati "buyuk dalga surfu" (Yedek Kaleci 3) degildir aslinda. Sadece Milius mitolojik kurallarda biraz oynama yapmi$tir. Eski zamanin gladyoterleri surfculere, kiliclari ise surf tahtalarina donu$mu$tur. Arenalari okyanus ve yenmeleri gereken ise en sonunda gelen efsanevi buyuk dalgadir. Nasil buyuk sava$cilar korkulariyla yuzle$mek ve kaderlerini belirlemek icin uzak diyarlardaki iblislerin ve efsanevi canavarlarin inlerine gidiyorlarsa, Milius'un cool cocuklarida en buyuk dalgayla yuzle$mek zorundadirlar. Aslinda test ettikleri de sadece cesaretleri degil, yillara meydan okuyan arkada$liklaridir.
Ve son tahlilde elde kalan tek$eyin arkada$lik oldugu anlasilacaktir.
Yillardir izlemedigim bu filmi bir daha izlemenin gune ve ya$adigimiz dakikaya ne gibi bir katkisi olur bilinmez. Ama JEAN-MICHAEL VINCENT'in o buyuk dalgadan ciktiktan sonra surf tahtasini yanindaki yeni yetmeye verdigi sahne bile, bizi bir 10 yil daha idare eder…
Dipnot 1: Kaptirilan bir sevgili ya da yenilen bir dayak olabilir Tarantino'nun beyanatinin sebebi. Kendisinin Guney Kaliforniya'yi ve haliyle surf kulturunu bizden daha iyi bildigi muhakkak ama bizim sevdigimiz surfculer zaten bu filmin icindeki gibi efsane olanlar. Gercek hayatta da sayilari 100 den fazla degildir. Bu baglamda XBOX isimli bilgisayar oyunu firmasinin sponsorlugu ile yapilan "biggest wave ever catched" isimli organizasyonda yilin en buyuk dalgasini yakalayarak 66,000 dolar alip, zibidilik yapan 19 ya$indaki veledin bu filmi hak etmedigine tabiki bende katiliyorum - Dalganin boyuda 66 feet mi$, her feet icin bin papel. Tabi XBOX un sattigi surf oyunuyla kac para kazandiginin hesabina hic girmiyorum.
Milius Filmografisi:
Dillinger (1973)
The Wind and the Lion (1975)
Big Wednesday aka Summer of Innocence (1978)
Conan the Barbarian (1982)
Red Dawn (1984)
Farewell to the King (1989)
Flight of the Intruder (1991)
18 Kisilik Aday Kadro:
Ilk 11:
(1) "With enough time and with enough money you could spend the rest of your life following the summer around the world"
(2) "The biggest days always take place on a Wendesday."
(3) Yonetmenligini Ed Radtke'nin yaptigi cok sinirli sayida kopyasi bulunan bir yol filmi
(4) Kendileri R.E.M grubunun bascisi ve ayni zamanda -ne alakaysa-Mansun/Pulp/Kelaj Moby/Frank Black gruplarinin bazi videolarinin yonetmeni
(5) Boyle filmlere "cult" deniyor saniriz
(6) Carrozza, M. , 2000. "Underlying meaning of Big Wednesday"
(7) Aranan senaryocu: Bazi yonetmenlerin elindeki guzel hikaye ya da kitabi, film diline dokebilen yazarlar. Filmde cekebilenleri icin (13)
(8) Yaseminin Penceresinden Doves
(9) Magnum Force'da Milius senaryoyu ayni ekol ve donemden ba$ka bir senarist/yonetmen olan Michael CIMINO ile beraber yazar, ki siz zaten kendisini THE DEER HUNTER ve THUNDERBOLT and LIGHTFOOT'tan taniyorsunuz.
(10) TC sinirlarinda da zaman zaman gosterilen bu filmin diger bonuslari ise daha once Two Lane Blacktop'ta kulaklarini cinlattigimiz, Warren OATES ve kocaman adam Ben JOHNSON
(11) Jack Ryan : $imdiye kadar , H. FORD, A.BALDWIN, ve B.AFLECK tarafindan canlandirilan CIA ajani. Bond gibi ambiyans degildir.
Yedekler:
(12)"this is the most powerful gun in the world" ya da "go ahead and make my day"
(13) Dantelijansiya terimiyle "author sinemaci"
(14) Ki bu filmi, goruntu manyaklarina-sinematografi arizalilara- filmde muzik kullanimi konusunda eksigi olanlara sabah-ogle -aksam , tok karina 3 draje yaziyorum.
(15) The South Swell (summer 62), The West Sweel (65), The North Swell (summer 68), The Great Sweel (Spring 74) ve Big Wednesday (1977)
(16) Point Break filminin salladigimizi dusundugunuz iddialarimiza bir katkisida, surfculerin tukettikleri bira markasini caktirmadan meraklilara gostermesi olmustur. Daha oncede soylemistik. Efes Pilsen kadar iyi bir bira degil, ama gercek aylaklarin tek bir birasi var: Corona
(17) Hic bir zaman cumle aleme ispatlayamasada, aslinda iyi bir oyuncu oldugunu bildigimiz Gary Busey (Izleyiniz: Buddy Holly Story, 1978), Point Break tekrar surf mevzuatina tekrar geri doner
(18)Milius final sahnesi icinde etkileyici bir mekan secer: Dunya surfculerinin tek gercek mabedi North Shore/Oahu, HAWAII deki Sunset Beach. Hersey mekanla bitmez tabi…Final sahnesi icin kendisini, yani Gerry Lopez'i oynayan efsanevi Gerry Lopez'i de kadroya dahil eder.
(Yedek Kaleci 3)En ufagi 3-4 adam boyundan baslayan, en buyugu 1998 de yakalanmis olan devasa dalgalarda surf yapma mevzusu. Nispeten daha kucuk dalgalarda yapilan ve artistic hareketlerle juriden puan toplama mantigina dayanan profesyonel surften cok farkli olarak, esas olan dalgayi yakalayabilmek ve arkanda-pesinden kosturan, cesedinin su yuzune cikmasina ihtimal vermeyecek, tonlarca agirligindaki su kutlesini her an beynine yeme ihtimaline karsi soguk kanliligini koruyup , dalgayi surebildigin kadar surmek ve en sonunda dalgaya boyun egip tekrar su yuzune cikmak icin sansli gununde olup olmadigini deneyip/yanilmamaktir. Bu isin efsanesi Gregg Noll a.k.a. Da Bull dur. 50ler ve 60larda legendary dalgalar yakaladigi rivayet edilir.
|
| |
 |
"meksikali kevin karter" |
|
|
BIZE HER KONUDA AMA HER KONUDA YAZABILIRSINIZ. ADRESIMIZ PK 114 BARIS MANCO
80700 MODA / ISTANBUL.
ISIMIZ PAZARLAMA DEGILDIR, LUTFEN CIDDI OLANLAR ARASIN
|
|
|